İstanbul'un Depreme En Dayanıklı Yapısı ''DİKİLİTAŞ''
(Dikilitaş veya obelisk;yüksek, daire veya dört kenarlı tepeye doğru
incelen taştan anıt. Eski Mısır'da çoğu kez belirli bir şahsı veya olayı anmak
için yapılırdı. Antik dikilitaşlar tek bir, taştan oluşurdu.)
İstanbulu yıkıp, yakan çok çeşitli ve şiddetli depremler
gören bu yapı hep dimdik ayakta kaldı. Milattan sonra 390 yılında dikildiği
yerden bugüne onu hiç bir deprem deviremedi. Tarihi depremler notlarımızdan da
görüleceği gibi İstanbul'un hemen hemen önemli her yapısını yıkan veya hasar
veren depremler bu taş anıta dokunamadı.
İstanbul'un bir başka
tarihi simgesi olan DİKİLİTAŞ'ımızın sırrını sizlerle paylaşmak istedik.
İstanbul'un
tarihi Sultanahmet Meydanı'ndaki Antik Hipodrom kalıntıları içinde bulunan
"Dikilitaş", Eski Mısır'ın hükümdarlarından III. Thutmosis'in (M.Ö
1502-1448) Ön Asya'da kazandığı zaferlerin anısına diktirdiği taş olarak
biliniyor. Bu taşın bazı 'kardeşleri' de dünyanın çeşitli yerlerinde halen
ayakta duruyor. Thutmosis'in Dikilitaş'ı M.Ö 1457 'de Fırat'ın doğusundaki
Mitandi Devleti'ne karşı Naharin'de kazandığı zaferi anmak üzere M.Ö 1457-1448
yılları arasında, Yunanlıların Heli-opolis adını verdiği Annu kentindeki Amon
Ra tapınağının önüne diktirdiği sanılıyor. Üzerine Hiyoroglif yazısı ile
Tut-mosis'in zaferleri yazılmış.Taş ilkolarak İstanbul'un kurucusu Roma
İmparatoru Konstantinus'un dikkatini çekince ve Mısırlılara bir mektup yazarak
bu taşın kendisine gönderilmesini istemiş:
"Gemileriniz
Karadeniz'e çıkarken sizleri cömertçe karşılayan ve beslenmesine yardımcı
olduğunuz bu şehrin güzelleşmesine katkınız olması için bu yekpare taşı
yollamanız yerinde olur." Yıllarca Mısır'da kalan taş, önce bu bölgede
kurulan yarı Helen (Yunan) yarı Mısırlı bir devletin, daha sonra da Romalıların
eline geçmiştir. Bu dönemde Romalılar, şehirlerini süslemek için Mısır'da
bulunan anıtları kullanıyorlardı. I. Konstantin de,
yeniden kurduğu Konstantinopolis'de (İstanbul'da) yer alan Hipodrom'u süslemek
için çeşitli anıtları buraya taşıttırıyordu. Oğlu II. Konstantin (M.S 337-361), taşı İstanbul'a götürülmek üzere
İskenderiye'ye taşıtmak istemiş, ancak bunu başaramamıştır. Daha sonra, İmparator
Julianus'un (M.S 361-363) emriyle İskenderiyeliler taş için özel bir gemi
yapmışlardır. Taşın İskenderiye'den ne zaman ve kim tarafından İstanbul'a
getirildiği ve nasıl taşındığı bilinmiyor. Bilinen, taşın kente geldikten
sonra uzun süre yerde yattığı. İmparator Thedosius başa geçtikten sonra bu
dikilitaş tekrar hatırlanmıştır. Birçok zafer kazanan imparator, belki bu
zaferlerini anlatması için Mısır krallarının yaptığı gibi bir dikilitaş dikmek
istiyordu.
Hipodrom'u süslemek üzere getirilen Dikilitaş,
I.Theodossius zamanında, M.S 390 yılında, Hipodrom'un ortasındaki
"Spina" denen duvarın üzerine, bugünkü bulunduğu yere yerleştirilmiştir.
19,59 m. yüksekliğindeki taşın, bugün bulunduğu Sultanahmet Meydanı'na
getirilmesi için Marmarasahilinden
Hipodrom'a kadar demir bir yol yapıldığı da söylenir. Kadırga limanından
hipodroma kadar olan mesafede özel bir yol hazırlatılarak taşın bugünkü yerine
taşınması üç gün, burada bir kaide üzerine dikilmesiyse 32 gün sürmüştür.
Dikilitaş'ın bugün yaklaşık altı metrelik bir parçası eksiktir. Belki taşınırken
alt kısmındaki hiyerogliflerden biri zarar görmüş olabilir. Eksik parçanın
nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte, anıtın önce şehrin başka bir yerine
dikildiği ve bir depremde düşüp kırıldıktan sonra üst parçanın da şimdiki
yerine dikildiği varsayımlar arasında bulunmaktadır... Bir başka ihtimal de
Dikilitaş'ın İstanbul'a getirilirken kırılmış olabileceğidir. Bugün
Sultanahmet'teki meydanda bulunan Dikilitaş dört yüzünde kabartmalar bulunan
altı metre yüksekliğinde mermer bir kaidenin üstünde yer alan dört tane tunç
takoza oturmaktadır. Kaidenin üzerindeki kabartmalar İmparator I.
Theodossius'un savaşları ve Hipodrum'daki yaşantısını konu etmektedir.
Kaidedeki kabartmalar üzerinde I. Theodosius, oğulları, karısı, Arkedios,
Honorios ile İmparator II. Valantinianos görülür. Ayrıca Hipodrom sahneleri
ve anıtın dikilişini gösteren tasvirler de vardır.
Dikilitaş'ın kaidesindeki Latince metin
ise taşın ağzından yazılmış; "Önceleri direnmiştim; fakat yüce
efendimizin emirlerine itaat ederek, yenilen tiranlar üzerinde zafer çelengini
taşımam bana emredildi. Her şey Theodosius ve onun kesintisiz sülalesine boyun
eğiyor. Bana da böylece galip gelindi ve Proclus'un yönetimi altında üç defa on
günde yükselmeğe mecbur edildim."
Mısır'dan
getirilmiş olan "dikilitaşın dört yüzünde de devamlı olarak Mısır
tanrılarından Amon-Ra ve Horus anılır ve Thutmosis'in yüceliğinden söz
edilmekte ve biyografilerde ise Thutmosis'in zaferleri anlatılır. Taşın en
tepesinde, piramit biçiminde yontulan uçta, dikdörtgen çerçeve içinde Firavun
II. Thutmosis ve tanrı Amon-Ra karşılıklı olarak elele görülür. Bunun altında,
dört yüzde de dikdörtgen çerçeve içinde yine tanrı ve Firavun vardır. Bunun
altında da kutsal Horus yer alır. Esas yazı ise Horus'un altında başlar: Pembe
granitten yekpare yapılmış 19,6 metre, kaidesiyle birlikte 24,87 metre
yüksekliğinde olan taşın dört yüzündeki Hiyoroglif yazılar dilimize yaklaşık
şöyle çevrilmiştir:
Kuzeybatı cephesi tercümesinde : "Zengin, güçlü ve becerikli olan ve bu
niteliklere de güneşin altın renk- \ terini dünyaya saçan tanrı Amon sayesinde
sahip bulunan, 18. soydan III. Thutmosis, Tanrı Amon'a şükran borcunu ödemek
için, armağanını sunar. III. Thutmosis denizleri aşarak iki ırmak arasındaki
memleketleri zaptetti. Saltanatının 30. yılında bu anıtı dikti."
Aynı Hiyoroglif yazı bir başka şekilde de şöyle
tercüme edilmiştir. "18. sülaleden Yukarı ve Aşağı Mısır'ın sahibi 3.
Tutmosis, Tanrı Amon'al kurbanını sunduktan sonra Horus'un yardımıyla bütün
denizleri ve nehirleri hükmü altına alarak hükümdarlığının otuzuncu yılı bayramında
bu sütunu daha nice zamanların getireceği bayramlar için yaptırdı ve
dikti."
Kuzey cephesi tercümesinde : "Gizli ve kutsal ismin her tecellisine maz-har
olan tanrı Amon'a kurbanını büyük bir acz içinde sunduktan sonra, ondan
yardımlar dilenerek güneyin dostu, dinin nuru iki tacın (Aşağı ve Yukarı Mısır)
sahibi, kudretli hükümdar ülkesinin sınırlarını Mezopotamya 'ya kadar
götürmeye azmetti."
Güneydoğu cephesi tercümesinde : "Güneşin doğduğu sırada sahip olduğu altın
renkleri dünyaya yayan Horus'un verdiği kuvveti, serveti, kuvvetli sevgi,
saygıyı taşıyan ve Aşağı ve Yukarı Mısır'ın tacına sahip olan ve bizzat Güneş
tarafından seçilmiş olan firavun, bu eseri babası Ra için yaptırdı."
Güney Cephesi tercümesinde : "Tanrı Horus'un lütfuna mazhar olan ve Güneş'in
oğlu unvanını taşıyan Aşağı ve Yukarı Mısır'ın hükümdarı olan firavun, kudret
ve adaletle bütün ufuklara nur saçtı. Ordusunun önüne geçti. Akdeniz'de
dolaştı, bütün dünyayı mağlup etti. Sınırlarını Na-harin'e kadar yaydı.
Mezopotamya'ya azimle gitti, büyük savaşlar yaptı/'
Dikilitaşın kaidesinde yer alan Alt kabartmalardaki
yazılarda ise Doğu Roma İmparatorluğunda adet olduğu üzere Yunanca ve Latince
yazılmış. Latince metin Dikilitaş’ın otuz, Yunanca metin ise otuz iki günde dikildiğini
belirtiliyor. Yunanca yazıda bir anlatıcı ağzından şöyledeniliyor: "
Uzun süredir toprak üstünde bütün ağırlığı ile yatan dört yüzlü taşı dikmek
cüreti sadece İmparator The odossius'a kısmet oldu. Devamlı bir suretle yerde
duran bu taşı dikme cesaretini İmparator Theodosius gösterdi. Bu işi başarmak
için Proklos'u yardıma çağırdı ve bu şekilde otuz iki günde yerine
dikildi."
Latince metin ise taşın ağzından yazılmıştır:
"Önceleri direnmiştim; fakat yüce efendimizin
emirlerine itaat ederek, yenilen tiranlar üzerinde zafer çelengini taşımam
bana emredildi. Her şey Theodosius ve onun kesintisiz sülalesine boyun eğiyor.
Bana da böylece galip gelindi ve Proclus'un yönetimi altında üç defa on günde
yükselmeğe mecbur edildim."
Dikilitaş, Bizans dönemi boyunca uzun yıllar
Hipodrom'da meydana gelen çeşitli politik olaylara, araba yarışlarına,
ayaklanma ve cinayetlere seyirci olmuştur. Osmanlı döneminde de Hipodrom'da
taş çevresinde birçok olay olmuş ve toprak yükselerek kaidenin alt kısmı
gömülmüştür. 1857'de, C. T. Newton,
kaidenin etrafında kazı yaparak yeniden açmıştır. O tarihten beri Dikilitaş
yuvarlak ve demir parmaklıklarla çevrili bir çukurda durmaktadır. 20.
Yüzyıl'ın ilk yarısında taşın yosunlanmış cephesi temizlenmiş ve yenilenmiştir.
İstatistikler
Kayıtlı Kullanıcı : 1204
Kayıtlı Sorular : Çoktan Seçmeli : 3515 Doğru Yanlış : 1470 Boşluk Doldurma : 79
Bekleyen Sorular : Çoktan Seçmeli : 0 Doğru Yanlış : 0 Boşluk Doldurma : 0