Yarışmacılar
  
  
Üye Ol
Şifremi Unuttum


Günün Lafı
En büyük cezaevi taş duvarların, demir parmaklıkların değil, insan kafasının içidir.

Lovelace


Yarışma Seçenekleri
Çoktan Seçmeli
Doğru Yanlış
Boşluk Doldurma
Kategori Seçmeli
Zamana Karşı
Sayı Tahmini
Flash Oyunlar


Son Üyeler
Ruh.morqu
sevval
rainbow92
goril.ben
mumiya
BELENAY
ezom3
tekeli
pabloangel
asaletimyeter


Dikilitaş veya Obelisk

İstanbul'un Depreme En Dayanıklı Yapısı ''DİKİLİTAŞ''

(Dikilitaş veya obelisk;  yüksek, daire veya dört kenarlı tepeye doğru incelen taştan anıt. Eski Mısır'da çoğu kez belirli bir şahsı veya olayı anmak için ya­pılırdı. Antik dikilitaşlar tek bir, taştan oluşurdu.)

          İstanbulu  yıkıp, yakan çok çeşitli ve şiddetli depremler gören bu yapı hep dimdik ayakta kaldı. Milattan sonra 390 yılında dikildiği yerden bugüne onu hiç bir deprem deviremedi. Tarihi depremler notlarımızdan da görüleceği gibi İstanbul'un hemen hemen önemli her yapısını yıkan veya hasar veren depremler bu taş anıta dokunamadı.

İstanbul'un bir başka tarihi simgesi olan DİKİLİTAŞ'ımızın sırrını sizlerle paylaşmak istedik.

          İstanbul'un tarihi Sultanahmet Meydanı'ndaki Antik Hipodrom kalıntıları içinde bulunan "Dikilitaş", Eski Mı­sır'ın hükümdarlarından III. Thutmosis'in (M.Ö 1502-1448) Ön Asya'da kazandığı zaferlerin anısına diktirdi­ği taş olarak biliniyor. Bu taşın bazı 'kardeşleri' de dün­yanın çeşitli yerlerinde halen ayakta duruyor. Thutmosis'in Dikilitaş'ı M.Ö 1457 'de Fırat'ın doğusundaki Mitandi Devleti'ne karşı Naharin'de kazandığı zaferi anmak üzere M.Ö 1457-1448 yılları arasında, Yunanlıların Heli-opolis adını verdiği Annu kentindeki Amon Ra tapınağının önüne diktirdiği sanılıyor. Üzerine Hiyoroglif yazısı ile Tut-mosis'in zaferleri yazılmış.Taş ilkolarak İstanbul'un kurucu­su Roma İmparatoru Konstantinus'un dikkatini çekince ve Mısırlılara bir mektup yazarak bu taşın kendisine gönderil­mesini istemiş:

          "Gemileriniz Karadeniz'e çıkar­ken sizleri cömertçe karşılayan ve beslenmesine yardımcı olduğu­nuz bu şehrin güzelleşmesine kat­kınız olması için bu yekpare taşı yollamanız yerinde olur." Yıllarca Mısır'da kalan taş, önce bu bölgede kurulan yarı Helen (Yunan) yarı Mısırlı bir devletin, daha sonra da Romalıların eline geçmiştir. Bu dönemde Romalılar, şehirlerini süslemek için Mısır'da bulunan anıtları kullanıyorlardı. I. Konstantin de, yeniden kurduğu Konstantinopolis'de (İstanbul'da) yer alan Hipodrom'u süslemek için çeşitli anıtları buraya taşıttırı­yordu. Oğlu II. Konstantin (M.S 337-361), taşı İstanbul'a götürül­mek üzere İskenderiye'ye taşıt­mak istemiş, ancak bunu başara­mamıştır. Daha sonra, İmparator Julianus'un (M.S 361-363) emriyle İskenderiyeliler taş için özel bir gemi yapmışlardır. Taşın İskenderiye'den ne za­man ve kim tarafından İstan­bul'a getirildiği ve nasıl ta­şındığı bilinmiyor. Bilinen, taşın kente geldikten sonra uzun süre yerde yattığı. İm­parator Thedosius başa geç­tikten sonra bu dikilitaş tek­rar hatırlanmıştır. Birçok za­fer kazanan imparator, belki bu zaferlerini anlatması için Mısır krallarının yaptığı gibi bir dikilitaş dikmek istiyor­du.

Hipodrom'u süslemek üze­re getirilen Dikilitaş, I.Theodossius zamanında, M.S 390 yılında, Hipodrom'un ortasındaki "Spina" denen duvarın üzerine, bugünkü bulunduğu yere yerleştiril­miştir. 19,59 m. yüksekli­ğindeki taşın, bugün bulun­duğu Sultanahmet Meydanı'na getirilmesi için Mar­mara  sahilinden Hipodrom'a kadar demir bir yol yapıldığı da söylenir. Kadır­ga limanından hipodroma kadar olan mesafede özel bir yol hazırlatılarak taşın bugünkü yerine taşınması üç gün, burada bir kaide üzerine dikilmesiyse 32 gün sürmüştür. Dikilitaş'ın bu­gün yaklaşık altı metrelik bir parçası eksiktir. Belki taşı­nırken alt kısmındaki hiye­rogliflerden biri zarar gör­müş olabilir. Eksik parçanın nedeni tam olarak bilinme­mekle birlikte, anıtın önce şehrin başka bir yerine dikil­diği ve bir depremde düşüp kırıldıktan sonra üst parça­nın da şimdiki yerine dikil­diği varsayımlar arasında bulunmaktadır... Bir başka ihtimal de Dikilitaş'ın İstan­bul'a getirilirken kırılmış olabileceğidir. Bugün Sultanahmet'teki meydanda bulunan Dikili­taş dört yüzünde kabartmalar bulunan altı metre yük­sekliğinde mermer bir ka­idenin üstünde yer alan dört tane tunç takoza oturmakta­dır. Kaidenin üzerindeki ka­bartmalar İmparator I. Theodossius'un savaşları ve Hipodrum'daki yaşantısını konu etmektedir. Kaidedeki kabartmalar üzerinde I. Theodosius, oğulları, karısı, Arkedios, Honorios ile İm­parator II. Valantinianos gö­rülür. Ayrıca Hipodrom sah­neleri ve anıtın dikilişini gösteren tasvirler de vardır.

          Dikilitaş'ın kaidesindeki Latince metin ise taşın ağzından yazılmış; "Önceleri direnmiştim; fa­kat yüce efendimizin emirlerine itaat ederek, yenilen tiranlar üzerinde zafer çelengini taşı­mam bana emredildi. Her şey Theodosius ve onun kesintisiz sülalesine boyun eğiyor. Bana da böylece galip gelindi ve Proclus'un yönetimi altında üç defa on günde yükselmeğe mecbur edildim."

          Mısır'dan getirilmiş olan "dikili­taşın dört yüzünde de devamlı ola­rak Mısır tanrılarından Amon-Ra ve Horus anılır ve Thutmosis'in yüceli­ğinden söz edilmekte ve biyografi­lerde ise Thutmosis'in zaferleri anla­tılır. Taşın en tepesinde, piramit biçi­minde yontulan uçta, dikdörtgen çerçeve içinde Firavun II. Thutmosis ve tanrı Amon-Ra karşılıklı olarak elele görülür. Bunun altında, dört yüzde de dikdörtgen çerçeve içinde yine tanrı ve Firavun vardır. Bunun altında da kutsal Horus yer alır. Esas yazı ise Horus'un altında başlar: Pembe granitten yekpare yapılmış 19,6 metre, kaidesiyle birlikte 24,87 metre yüksekliğinde olan taşın dört yüzündeki Hiyoroglif yazılar dilimi­ze yaklaşık şöyle çevrilmiştir:

 

Kuzeybatı cephesi tercümesinde : "Zengin, güçlü ve becerikli olan ve bu niteliklere de güneşin altın renk- \ terini dünyaya saçan tanrı Amon sa­yesinde sahip bulunan, 18. soydan III. Thutmosis, Tanrı Amon'a şükran borcunu ödemek için, armağanını sunar. III. Thutmosis denizleri aşarak iki ırmak arasındaki memleketleri zaptetti. Saltanatının 30. yılında bu anıtı dikti."

Aynı Hiyoroglif yazı bir başka şekil­de de şöyle tercüme edilmiştir. "18. sülaleden Yukarı ve Aşağı Mısır'ın sahibi 3. Tutmosis, Tanrı Amon'al kurbanını sunduktan sonra Ho­rus'un yardımıyla bütün denizleri ve nehirleri hükmü altına alarak hü­kümdarlığının otuzuncu yılı bayra­mında bu sütunu daha nice zaman­ların getireceği bayramlar için yap­tırdı ve dikti."

 

Kuzey cephesi tercümesinde : "Gizli ve kutsal ismin her tecellisine maz-har olan tanrı Amon'a kurbanını bü­yük bir acz içinde sunduktan sonra, ondan yardımlar dilenerek güneyin dostu, dinin nuru iki tacın (Aşağı ve Yukarı Mısır) sahibi, kudretli hüküm­dar ülkesinin sınırlarını Mezopotam­ya 'ya kadar götürmeye azmetti."

 

Güneydoğu cephesi tercümesinde : "Güneşin doğduğu sırada sahip ol­duğu altın renkleri dünyaya yayan Horus'un verdiği kuvveti, serveti, kuvvetli sevgi, saygıyı taşıyan ve Aşağı ve Yukarı Mısır'ın tacına sahip olan ve bizzat Güneş tarafından se­çilmiş olan firavun, bu eseri babası Ra için yaptırdı."

 

Güney Cephesi tercümesinde : "Tan­rı Horus'un lütfuna mazhar olan ve Güneş'in oğlu unvanını taşıyan Aşa­ğı ve Yukarı Mısır'ın hükümdarı olan firavun, kudret ve adaletle bütün ufuklara nur saçtı. Ordusunun önü­ne geçti. Akdeniz'de dolaştı, bütün dünyayı mağlup etti. Sınırlarını Na-harin'e kadar yaydı. Mezopotam­ya'ya azimle gitti, büyük savaşlar yaptı/'

Dikilitaşın kaidesinde yer alan Alt kabartmalardaki yazılarda ise Doğu Roma İmparatorluğunda adet oldu­ğu üzere Yunanca ve Latince yazıl­mış. Latince metin Dikilitaş’ın otuz, Yunanca metin ise otuz iki günde di­kildiğini belirtiliyor. Yunanca yazıda bir anlatıcı ağzından şöyledeniliyor: " Uzun süredir toprak üstünde bütün ağırlığı ile yatan dört yüzlü taşı dik­mek cüreti sadece İmparator The odossius'a kısmet oldu. Devamlı bir suretle yerde duran bu taşı dikme cesa­retini İmparator Theodosius gösterdi. Bu işi başarmak için Proklos'u yardıma çağırdı ve bu şekilde otuz iki günde ye­rine dikildi."

Latince metin ise taşın ağzından yazıl­mıştır:

"Önceleri direnmiştim; fakat yüce efendimizin emirlerine itaat ederek, yenilen tiranlar üzerinde zafer çelen­gini taşımam bana emredildi. Her şey Theodosius ve onun kesintisiz sülale­sine boyun eğiyor. Bana da böylece galip gelindi ve Proclus'un yönetimi altında üç defa on günde yükselmeğe mecbur edildim."

Dikilitaş, Bizans dönemi boyunca uzun yıllar Hipodrom'da meydana ge­len çeşitli politik olaylara, araba yarış­larına, ayaklanma ve cinayetlere seyir­ci olmuştur. Osmanlı döneminde de Hipodrom'da taş çevresinde birçok olay olmuş ve toprak yükselerek kaide­nin alt kısmı gömülmüştür. 1857'de, C. T. Newton, kaidenin etrafında kazı ya­parak yeniden açmıştır. O tarihten beri Dikilitaş yuvarlak ve demir parmaklık­larla çevrili bir çukurda durmaktadır. 20. Yüzyıl'ın ilk yarısında taşın yosun­lanmış cephesi temizlenmiş ve yeni­lenmiştir.





İstatistikler

Kayıtlı Kullanıcı : 1204

Kayıtlı Sorular :
Çoktan Seçmeli : 3515
Doğru Yanlış : 1470
Boşluk Doldurma : 79

Bekleyen Sorular :
Çoktan Seçmeli : 0
Doğru Yanlış : 0
Boşluk Doldurma : 0



Makaleler
Evliya Çelebi
Eski Kadın Hamamları
Erkeklerin Düğmeleri
Karagöz
Mata Hari
Padişahların Gezintileri
Napolyonun Aşk Mektupları
İngilterenin Trafiği
Kullandığımız Tabirler
Eski Palavracı

Tüm Makaleler



Anket
Hangi Soysal Network Sitelerini Kullanıyorsunuz?
Facebook
Twitter
Netlog
googleBuzz
MySpace
Hi5
Diğer


Bunu Biliyor Musun?
Eğer soğan doğrarken burnunuzdan nefes almazsanız gözünüz yaşarmaz.



Bilgisayar ve İnternet