Karagöz oyunu, eski Türk tiyatrosu ‘’Orta Oyunu’’nun
ceddidir. Renkli deriden yapılmış şahısların arkadan gelen aydınlık ile perdede
oynatılışı belki sinemaya da esas olmuştur. Bu yazı yakın bir tarihin en
sevilen eğlencelerinden birini en iyi bir tarzda anlatmaktadır.
Çok
eski günlerde olduğu gibi, bundan 40 - 50 yıl evvel de karagöz oyunu İstanbulda
hayli rağbette idi. Sünnet düğünlerinde mutlaka bulundurulur; ramazan geceleri
bazı semtlerin genişçe kahvelerinden eksik edilmez; teravih kılındıktan sonra
camilerden çıkılınca efendi babalar, dedeler sübyanlarının ellerinden tutup bu
kahvelere seğirtir; köşeye gerilen hayal perdesine karşı peykelere yerleşir;
öndeki basık iskemlelere çocuklar dizilir; kabacalan yere bağdaş kurardı.
Perdenin
arkasında keman, lavta, tefden ibaret külüstür çalgı takımı çığırtkanlıkta;
etraf yükünü almış, ezani saat üçü geçmiş, çalgı berdevam. Çoluk çocuğun sabrı
tükenir, hep birlikte makamla tuttururlar:
Başlar mısın, başlayalım mı?
Alt
tarafını,’’sinsilenden başlayalım mı? geveler, gürültüye karıştırırlar. Zira
Hayali Efendi belki bilmem nesi cinlilerden, kızdırmaya gelmez.
Perdede
iğneli duran çiçek dolu saksı, nakışlı Enez küpü, çihannümalı köşk kabilinden
göstermelik yerinden kımıldamaz; şamata arttıkça artar. Nihayet şem'a çanağına
bir iki yağ mumu daha konduğu için ışık fazlalaşır; sigara kağıdı sarılı kamış
düdük çatlak çatlak öter, göstermelik döne döne havalanır. Artık ortalık tıs!
Derken efendim, Hacivat Çelebi arzı endam eder.
‘’Sireti surette mümkündür temaşa eylemek, Hail
olmaz didei irfana rüyet perdesi’’ Diye çeneye girişip arapça, acemce ağdalı
ağdalı sözleri, beyitleri, kıtaları sıraladıktan sonra ‘’yar bana bir eğlence’’
avazlarını basarken, cif caf caf cif caflarla oyun başlardı.
Saatler
geçince, gene Hacivat'ın, ‘’Yıktım perdeyi, eyledim viran Varayım sahibine
haber vereyim!’’ cümlesiyle oyun sona erer, herkes evlerine dağılırdı.
Verayı
perdede Şeyh Küşteri meydanına çıkarılanların sayısını 300 den fazladır derlerdi.
Ezelden beri şekli, kıyafeti hiç değişmeyen tipler şunlardı: Karagöz'le
Hacivat; Razzakizade Tarçın Bey; kaldırıma basmaz, karıncayı incitmez,
Aksaraylı incili imaraın torunu Kartopu Hanım; iyi saatte olsunlara uğramış
Rüküş Hanım; zennelerin annesi; Hamam anası Gırtlak Nine; Şetaret Bacı; Peri;
Çengi; Zenci köle; Salcı Acem; Kayserili pastırmacı; Karadenizli hallaç; Bozacı
Arnavut; Ak Arap Hacı Baba; bezirgan Yahudi; afyonkeş tiryaki: Bekri Mustafa;
Tuzsuz Bekir; Balama (yani Frenk); Altı karış Beberuhi...
Suretleri
resmedenlere gelince, en namlı olarak iki kişiydiler: Şişman, aksinin aksisi
Raif Dayı; sıska, zamparanın zamparası Cerrahpaşalı Hilmi Efendi. Beyt kağıtçılar
sırasında kitabecilik, tezhipçilik, mücellitlik ederdi; peçiç, beşti visal oyunları
levhalarını çizerler; deve derisi karagözlerin aliyülalasını yapar; tanesini
yüz paraya, üç kuruşa; Şirin'in kasrı, Ferhad'ın devirdiği dağ, Kanlıkavak
ağacı misillu büyükçe parçaları çeyreğe, yedi buçuğa satarlard.
İsim
ve mevzuları oldum olasıya aynı olan oyunların en meşhurları da şunlardı: Bahçe
Oyunu, Hamam Oyunu, Kanlıkavak Oyunu, Yalova Safası, Şirin ile Ferhad, Kerem
ile Aslı, Tahir ile Zühre, Arzu ile Kamber, Karagöz'ün Gelin Oluşu, Kanlı Nigar,
Şatifilli, Toraman...
Bizim
çocukluğumuz ve ilk gençliğimiz zamanında karagöz oynatanlar çoktu. Aşağı
tabakadakiler Ayvansaraylı, Eğrikapılı, Tophaneli, Üsküdarlı falan filan...
Kalburun üstüne gelen hayaliler ise Katip Salih, Şair Ömer, Koslçalı Mehmet,
Tatar Raşit, Arap Cemal, Dönme Hulusi idi.
Katip
Salih 30 ramazan, kış mevsiminin cuma ve pazar geceleri, Şehzade başında
‘’Fevziye’’. Veznecilerde ‘’Şems’’, Beyazıt tramvay durağında ‘’Merkeze’’,
Divan yolunda Arifin kıraathanelerinden birini peylerdi. Her hangisiyle
uzlaşmassa oranın kapısına adam boyunda bir afiş konur. Afişin üzerinde sülüs,
talik, rıkka hatla kalım kaim yazılar; Kemanii Şehir Memduh veya Edirneli Zafiraki
idaresinde, altı sazende ve hanendeden mürekkep ince saz takımının gerek
fasıldan mukaddem, gerek fasıl aralarında terennümsaz olacağı; altında renga
renk bir tablo, mesela: Şapkalı bir sinyoru sandalyeye kıskıvrak bağlamışlar;
Karagöz göğsüne çullanıp koskoca bir huniyi gırtlağına sokmuş, şişeden zehir
akıtıyor. Yahut bir çatal sakallı ile burma bıyıklı tabancalarla düello
ederken, delikanlının yavuklusu kokona sakallının ayaklarına kapanıyor...
Perdenin
dışına yaylı bir ikinci perde ekleyip çıngırak çalarak kaldırır; Karagözle
Hacivad'ın muhaveresi biter bitmez, tuluat kumpanyalarıvari araya yeni yeni
kantolar, düettolar, kuartettolar katardı. Faraza: ‘’Ah Şu Dağlar, Zümrüt
Misal’’i, ‘’Gemici Raksı’’nı, ‘’Çoban Duettosu’’nu, ‘’Dört Kamburlar
Kuartettosu’’ nu...
Seyirciler içinde hoşlanmayan, seyrettiklerim Abdürrazak'm, Kel Hasan'ın
tiyatrosundakilerden farksız bulmayan kim? Herkes memnun... Bir de kudemaya,
yaş yaşamış gün görmüşlere kulak misafiri ol, fısıltıları işitirdin:
— Herifin yediği naneye bak. Bu marifetleri serapa, bidat,
yave, hezeyan. Kaç yüz yıllık canım karagöz oyununu maskara edip çıktı.
Kazasker Yekçeşim Arif Molla, Tevkii Divanı Hümayun Beylerbeyli Kara Ethem Bey,
Hazinei Hassa Ruznamçecisi Bolahenk Rakım Efendi sağ olup da bu rezaleti
görselerdi Huda alim yüreklerine ığıl ığıl inerdi. Maruzzikir rahmetliler
karagöz oynatmada bihakkın üstat idiler.
Gene,
yaşlı başlı zevat içinde Salih'in taraftarları da az değildi; onlarda da şu kanaat
:
—Elhak Katip, münşi, edip adamdır. HacıEvhad'a söylettiği beyitlerinmazmunları,vezinleri, kafiyeleri mükemmeldir. Kaffesinin sehli mümteni ve deruni sünuhat
idüğü şüpheden vareste ve apayan...
Hayali Efendinin nazlılığı, buluttan nem kapışı, çabucak celallanışı
cümleye malumdu. Kıraathanelerde ön sıralara dolmuş çocuklara tembih tembih:
—Aman evlatlar, ‘’başlar mısın, başlıyalım mı?’’ya
sakın girişmeyin ha! Mumaileyh fena halde öfkelenir; değnekleri fırlatmasıyla
köşeye çekilmesi bir olur, hiddeti kolay kolay yatışmaz.
Katip Salih, o tarihte enikonu kıranta, kısa
boylu, çelimsiz, göz kapaklan şiş, çökük avurtlu, seyrek bıyıklı, gayet de
azametliydi; imam suyuna düşkünlüğü besbelliydi.
Hayali Şair Ömer’in asıl adı Fahri idi; kalemden yetiştiği rivayet edilirdi.
Boylu, yakışıklı, edep erkan bilir, 35’ lik kadardı. Şair denilmesine sebep,
hazırlanmadan, öteden beriden aşıramento etmeden düzgün manzumeler, gazeller,
seçili kafiyeli cümleler sarfediverişi. Arif, zarif geçinen hazeratı kendine
bendetmişti. Öteki gibi perde üstüne bir ikincisini eklemez; kantolara mantolara,
Mınakyanvari dramlara filan kalkışmazdı.
Hayal
oyununun mort sezonu olan yazları da kazancı tıkırında.’’Odeon’’ gramofon, plaklarına
Karagöz muhavereleri doldurur, hepsi kapışılır; Kavuklu Hamdi'nin orta
oyunlarında Hanım Nine Büyük Asım'la zenneliğe çıkar, kırıta kırıta ne diller
dökerdi.
Şair
Ömer oldukça genç çağında göçmüşlerdendir.
Koskalı
Mehmet'le Tatar Raşit'i pek tanımam, yalnız isimlerini duyardım. Arap Cemal'i
iyice bilirim. Musiki üstatlarından meşhur Hacı Kirami'nin oğlu idi. Hacı
Kirami, Veliaht Reşat Efendiye (Meşrutiyetten sonra tahta çıkan Beşinci
Mehmed'e) birkaç ramazan gecesi teravihte müezzinlik ettiği için mimlenmişti.
Ahbaplarından kimse onunla konuşamaz, sokakta rastlasalar baş çevirir, karşı
kaldırıma kaçarlardı.
Oğlu
Cemal koyu esmer, adeta habeşimsiydi; Arap lakabı bundan ötürü. Kılık kıyafeti
temiz; sırtında kolalı gömlek, redingot, elinde daima şemsiye; Beyazıt'ta, şimdiki
Dişçi Mektebinin bulunduğu jandarma dairesine katiplikle devam ederdi.
Küçük
yaştan beri nekre, mukallit bir kol çengilerdenmiş. Şehremininde oturur, konu
komşuya duyurmadan gizli gizli çağırtırlar; bazı konaklarda hususi karagöz
oynatır; omuzuna mendil atıp meddahlık yapar, harikulade başardığı
taklitleriyle herkesi güldüre güldüre katıltırdı, tekkelerde zakirliği,
muharremde mersiye hanlığı da vardı. Hüseyni makamından, ‘’Hüseyni tuttu adası,
Aliyülmürteza'dan bir haber yok mu?’’ mersiyesine ağaz eyler eylemez, ‘’ya hay,
erenler!’’ nidalarıyla coşan coşana. Arap Cemal, Çanakkale'nin Arıburnu
cenklerinde şehidolmuştur.
Beşiktaşlı
Ahmet Hulusi Ermeniden dönmeydi. Köse, çopur, suratına bir avuç leblebi atsan
hiçbiri yere düşmez. Vaktiyle Güllü Agob'un Gedikpaşadaki Osmanlı Tiyatrosunda
komik Tospatyan'la ‘’Sakalı Beyaz’’, ‘’Kabahat Pavlinada’’, ‘’Gramponpolin’’
düetolarına çıkarmış. Güllü'nün kumpanyası dağıldıktan sonra yıllarca karagöz
oynatarak geçinmiş. Sonraları aksatayı kaybederek kuklacılığa başlamış.