Yarışmacılar
  
  
Üye Ol
Şifremi Unuttum


Günün Lafı
Doğruluk, sonsuzluğun güneşidir. Nasıl olsa doğar.

Wendell Philips



Yarışma Seçenekleri
Çoktan Seçmeli
Doğru Yanlış
Boşluk Doldurma
Kategori Seçmeli
Zamana Karşı
Sayı Tahmini
Flash Oyunlar


Son Üyeler
kaotic
argumanci
mschumi
sinem.yasar
crazy_ozgur
tuanna
TÜRKAN
arif176
leadri
vahdetkural


At Üstünde Doğduk

At Üstünde Doğduk, At Üstünde Ölelim!

          Türk Akıncıları - Yakup Paşa - Turhan oğlu - Kinisin Çeteleri - Hele Mevsimi Şita Geçsün - Semendire Kadısının Güzel Kızı - Serhatlerde Yangın Var - Genç Murat - Hareminizin Çakşırını Başınıza Külah Yapmaya geliyoruz.

          Macarlar, o kış Türklerle mütareke akdetmişler, fakat baharda yeni savaşlar için hazırlanmışlardı. Vaziyeti çok iyi bilen devrin ileri gelenleri, bu durum karşısında Rumeli beylerbeyinin İstanbul'a gelmeyerek kışı Bosna'da geçirmesini doğru bulmuşlar ve ona göre talimat vermişlerdi. İstanbul’dan Yakup Paşa'ya gelen talimatta, Macarlarla şimdilik iyi geçinmesi, akınlara müsaade etmemesi ve elindeki kuvvetleri taze olarak tutması emrediliyordu. Muharebe meydanlarında pişmiş bu tecrübeli akıncı beyi esasen aynı fikirde bulunuyordu. Hatta aradaki mütarekeye rağmen Macarların yaptığı ufak tefek akınlara mukabele etmiyor, Macar prenslerine tezkereler göndererek mütareke hükümlerini hatırlatmakla iktifa ediyordu.

          Bütün hayatı boyunca Türk düşmanı kalmış ve Türk düşmanı olarak ölmüş olan tanınmış Macar kumandanı Kiniş, Yakup Paşa'dan yediği müthiş dayağı unutmamış ve bir türlü yatışmayan intikam hislerini tatmin etmek için Macar kralını da kandırarak kış mevsiminde hudutlarımıza akınlara başlamıştı.

          Macarlar bir taraftan İstanbul’a sefirler gönderip sulh şartları müzakere ederken, diğer taraftan da Kinis’e her türlü yardımlarda bulunuyorlardı. Yakup Paşa'nın, hudut kasabalarımızın yakılıp yıkılmasına çok canı sıkılıyor, fakat kış mevsiminde muharebeyi menfaatlerimize aykırı buluyordu.

          Günler geçtikçe Bosna'ya felaket haberleri geliyor, evini barkını bırakıp kaçan Türk ailelerinin acıklı müracaatları çoğalıyordu. Akıncı beyleri buna bir nihayet vermek üzere aralarında toplanarak, Yakup Paşa'yı savaşa icbar etmek istiyorlardı. Bir gün hep beraber Yakup Paşa'nın huzuruna çıktılar. Paşa, bu eski akıncı arkadaşlarını çok iyi kabul etti. İçlerinden biri, galiba en yaşlısı olan Turhanoğlu söz açtı:

— Paşa, dedi. Hudutlarımıza saldırırlar ses çıkarmazsın, köylerimizi yakarlar aldırmazsın, şehirlerimize girerler durursun, yoksa düşmandan korkar mısın?

          Korkar mısın? kelimesi Yakub'un üzerinde müthiş bir tesir yaptı. Oturduğu sedirden birdenbire ayağa kalkarak sert ve tok bir sesle:

—Ben mi korkarım? Ben mi Turhanoğlum? Ben senden yaşlıyım. Fakat  beraber birçok akınlar yaptık. Bin atlı bile yokken beraberce ordulara saldırdık. Ben Allahtan başka kimseden korkmam. Ama artık ne bir sancak, ne bir akıncı beyiyiz. Devlet bize vezirlik vermiş, paşa yapmıştır, Devletin menfaatleri mevsimi şitayı sükun içinde geçirmeyi emreder.    Hele bahar olsun, beraberce gene atlarımıza binecek, hudutlara dalacak, beraberce dövüşceğiz.

          Cevabım verdi. Odada ses çıkmıyor, bütün beyler Yakubu dinliyorlardı. Paşanın sesi yavaş yavaş iniyor ve tatlı bir ahenk alıyordu:

—Bugün gibi hatırlarım. Rahmetli babanla beraber Kazıklı Voyvoda'ya karşı gitmiştik. Sen de benim gibi gençtin. Baban şehit düşmüştü. Ben senden yaşlı idim. Çabuk kaynaştık. Yaralanmıştın, atını yedeğe aldım. Seneler, seneler geçti. At üstünden inmedik, babanın şerefli adı sana miras kaldı.

          Turhanoğlu, nadim olmuştu. Eski hatıralar gözünün önünde canlanıyor, Yakubun yüz süvari ile kasabalara yaptığı hücumlar aklına geliyordu.

—Affet paşa, dedi. Bilemedim, serhatlerden gelen feryatlar beni şaşırttı, mademki öyle iktiza eder, baharı bekleyelim.

         Akıncı beyleri dağıldıktan sonra Yakup Paşa, mutemetlerinden iyi Macarca bilen birini çağırdı. Bir mektup yazdırdı. Bu mektupta, mütareke şartları tekrar hatırlatılıyor, eğer dost geçinmek isteniyorsa akınlara bir nihayet verilmesi ihtar ediliyordu. Mektup şu satırlarla bitiyordu: ‘’Size bu son müracaatımız olsa gerek. Zira atlarımız çoktan eyerlenmiştir’’.

          Fakat hiçbir şey kar etmiyordu. Tehlike yavaş yavaş büyüyor, Kinis'in çeteleri Semendire kapılarına kadar dayanıyordu. Bir gün şöyle bir haber geldi: Semendireye tayin edilen kadı, yolda Macarlar tarafından yakalanmış, paraları alınmış, işkence yapılmış, bu da kafi gelmiyormuş gibi, on yedi yaşındaki giizel kızı da alıp götürülmüştü. Bu haber Yakup Paşa'nın üzerinde büyük bir tesir yaptı. Kendisinin tayin ettiği bir adalet adamına reva görülen muameleye bir türlü tahammül edemiyordu. Yakınlarına;

—Turhanoğlu'nun hakkı var. Biz bu gidişle galiba pek kışı çıkaramayacağız.

          Diyordu. Birkaç gün sonra, götürülen kızın bir Macar prensine verildiği şayiası dolaştı. Artık iş işten geçmişti. Turhanoğlunu çağırdı ve kimsenin kendilerini rahatsız etmemesi için de muhafızlara emirler verdi. İki arkadaş ne yapmak lazım geldiği hakkında konuşmaya başladılar. Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. Söze paşa başladı:

—Şimdiye kadar sabrettik, bir şey demedik, fakat bu bana çok dokundu. Semendire kadısına işkence yapmışlar, kızını alıp götürmüşler. Korkarım işi büsbütün azıtırlar. Sen ne dersin Turhanoğlu?

Turhanoğlu, böyle bir söz bekliyormuş gibi tereddütsüz cevap verdi:

—Bana sorarsan, çoktan cezalarını vermeli idik. Fakat sen vezirsin, daha iyi mütala eylersin. Harp çıkarmış, burasını pek bilmem. Ama emrettiğin gün ben ve arkadaşlarım atlarına binmiş olacaktır.

          Yakup Paşa düşünüyor, payıtahtın malumatı olmadan Macaristan'a büyük bir akın yapmayı doğru bulmuyor, fakat bu hadiseyi de bir türlü hazmedemiyordu.

 

—Bu akşam dedi,  veziriazam paşaya haber saldım. Bir Türk kadısına karşı canavarca yapılan bu muameleye tahammül edemeyeceğimi bildirdim. Birkaç haftaya kalmaz cevap gelir. Eğer gene itidal tavsiye ederlerse artık biz beylerbeyi değiliz demektir. O zaman bu elbiseleri çıkaracak ve bir akıncı beyi gibi sizlere katılacağınım.

Elini vurdu, içeriye giren mutemedine:

—Kağıdını, kamışını al, Macarlıya söyleyeceğimiz birkaç söz daha kaldı.

Emrini verdi ve sonra ağır ağır, tane tane yazdırmaya başladı:

—Gelen haberlere bakılırsa er meydanında iş kalmamış, ailelere, silahsız ihtiyarlara ve coçuklara taarruz eylersiniz. Semendire kadısını soyup, kızını bir kafire verirsiniz. Bir hafta zarfında af diler, kızı babasına yollarsanız, merhametimize layık olursunuz. Yoksa...

          Odada çıt çıkmıyor, kamış kalemin Parlak kağıt üzerindeki cızırtısı işitiliyordu. Bu sırada dışarıda hafif bir gürültü oldu ve süratle büyüdü. Bir beylerbeyinin sarayının iç kapısında böyle hürmetsizlik görülmüş şeylerden değildi. Paşa el çırptı. İçeriye giren muhafızlardan birine gürültünün sebebini sordu. Anlattılar: Yirmi beş yaşlarında bir genç gelmiş. Paşaya muhakkak görmek istiyormuş, yarın gel demişlerse de dinletememişler, illa bu anda görmek istiyor, Kendisinin akıncı beyi olduğunu söylüyormuş. Yakup Paşa gencin içeriye alınmasını emretti. Birkaç dakika sonra odaya uzun boylu, geniş omuzlu, mütenasip vücutlu bir süvari girdi. Paşaya doğru yürüdü. Elini hürmetle öptü, sonra birkaç adım geriye çekildi. Gözleri alev alev yanıyordu. Paşa genci dikkatle süzdü.

— Ne istersin oğul? Böyle vakitsiz geldiğine göre, mühim bir haberin olsa gerek.

Genç anlatmaya başladı:

—İshakoğullarındanız. Adımıza Genç Murat derler: Emrinizde akıncıyız. Yüz kişinin daima başında bulunuruz.

          Turhanoğlu, bu genci derhal tanımıştı, İstirrya akınlarında pek çok fedakarlığı görülmüştü. Ölüme daima gönüllü giden, yüz kişi ile binlere saldıran bu akıncı, arkadaşları arasında sevilir ve takdir edilirdi. Genç Murat sözlerine ara vermemişti:

—Rahatsız ettikse affedin. Yalnız içim yanar, derdim büyük paşa, derdim büyük.

Hele söyle, her derde deva bulunur.

— Semendire kadısı babamın öz kardeşidir. Aradan haftalar geçer, ne arayan var, ne soran. Köyler yakılır, yıkılır, hanlar, hanumanlar söner. Biz bunun için mi kılıç kuşandık? Atlarımız ahırlarda  besiye çekilmiş, süvarilerimiz kasabalarda yaya olarak dolaşır. Düşman, kızlarımızı dağa kaldırır, kafirlere avrat yapar.

Genç Muradın sesi perde perde yükseliyordu:

—Paşa, hani sen bizim babamızdın. İstirya akınlarında soframıza oturur, bize nasihatler verir,   akıncı at üstünde ölmelidir, derdin. Şimdi kızlarımızı, karımızı alıyorlar, çocuklarımızı kazıklara vuruyorlar, ninelerimizi saçlarından asıyorlar, sesini çıkarmıyorsun, bari bırak biz gidelim. Serhatler yangın yerine döndü. İnsanlardan meşaleler yapılıyor.

          Yakup Paşa asabiyetinden yerinde duramıyor, fakat Genç Muradın yüzüne bakmaktan utanıyor, başını zaman zaman önüne eğiyordu.

—Biraz sabret oğlum, bir iki lahzacık, namemiz yarıda kaldı.

Sonra tezkereyi yazan katibe döndü:

—O mektubu yırt ve söyleyeceklerimi yeniden yaz. Er meydanını boş zannederseniz hata eylersiniz. Köylerimizi yakmanın, kızlarımızı kaldırmanın cezası elbet sonraya kalmaz.

Paşa burada biraz durdu. Parmaklan asabiyetle kılıcının kabzası üzerinde dolaştı ve mektubun son cümlesini söyledi;

—Hareminizin çakşırını basınıza külah yapmaya geliyoruz.

          Genç Muradın yüzü sevinçle doldu. Paşanın ellerine sarıldı. Öte tarafta bu mert ihtiyarın hareketini hayranlıkla seyreden Turhanoğlu ağlıyordu.  Paşa;

—Turhanoğlum, yarın Semendire'ye gidiyoruz. Süvariler atlarını hazırlasınlar.

Ben de beraber geliyorum. Vezirlik burada kalsın.

At üstünde doğduk, at üstünde ölelim.

Yakup Paşa o kış Orta Avrupa'nın altını üstüne getirdi.



İstatistikler

Kayıtlı Kullanıcı : 348

Kayıtlı Sorular :
Çoktan Seçmeli : 3509
Doğru Yanlış : 172
Boşluk Doldurma : 13

Bekleyen Sorular :
Çoktan Seçmeli : 0
Doğru Yanlış : 55
Boşluk Doldurma : 0



Makaleler
Osmanlılarda Odalıklar
İstanbulda Uçan İki Türk
Nasıl Eğlenirlermiş
Eski Palavracı
Sinemanın Doğuş Günü
Eski Kadın Hamamları
Akşamcılık
Trafik Lambaları
Kapalı Çarşının Tarihi
Pisa Kulesinin Hikayesi

Tüm Makaleler



Anket
Yapım Aşamasında
evet
hayır
olabilir
olmaz


Bunu Biliyor Musun?
Lamaların boyutları atlardan küçüktür. İyi yük taşırlar ama atlar kadar kuvvetli olmadıkları için insan taşıyamazlar. Genelde ortalama bir lama, 35-45 kilo arası yük taşıyabilir



Bilgisayar ve İnternet