Türk Akıncıları - Yakup
Paşa - Turhan oğlu - Kinisin Çeteleri - Hele Mevsimi Şita Geçsün - Semendire
Kadısının Güzel Kızı - Serhatlerde Yangın Var - Genç Murat - Hareminizin
Çakşırını Başınıza Külah Yapmaya geliyoruz.
Macarlar, o kış Türklerle mütareke
akdetmişler, fakat baharda yeni savaşlar için hazırlanmışlardı. Vaziyeti çok
iyi bilen devrin ileri gelenleri, bu durum karşısında Rumeli beylerbeyinin
İstanbul'a gelmeyerek kışı Bosna'da geçirmesini doğru bulmuşlar ve ona göre
talimat vermişlerdi. İstanbul’dan Yakup Paşa'ya gelen talimatta, Macarlarla şimdilik
iyi geçinmesi, akınlara müsaade etmemesi ve elindeki kuvvetleri taze olarak
tutması emrediliyordu. Muharebe meydanlarında pişmiş bu tecrübeli akıncı beyi
esasen aynı fikirde bulunuyordu. Hatta aradaki mütarekeye rağmen Macarların
yaptığı ufak tefek akınlara mukabele etmiyor, Macar prenslerine tezkereler
göndererek mütareke hükümlerini hatırlatmakla iktifa ediyordu.
Bütün hayatı boyunca Türk düşmanı
kalmış ve Türk düşmanı olarak ölmüş olan tanınmış Macar kumandanı Kiniş, Yakup
Paşa'dan yediği müthiş dayağı unutmamış ve bir türlü yatışmayan intikam
hislerini tatmin etmek için Macar kralını da kandırarak kış mevsiminde
hudutlarımıza akınlara başlamıştı.
Macarlar bir taraftan İstanbul’a
sefirler gönderip sulh şartları müzakere ederken, diğer taraftan da Kinis’e her
türlü yardımlarda bulunuyorlardı. Yakup Paşa'nın, hudut kasabalarımızın yakılıp
yıkılmasına çok canı sıkılıyor, fakat kış mevsiminde muharebeyi menfaatlerimize
aykırı buluyordu.
Günler geçtikçe Bosna'ya felaket
haberleri geliyor, evini barkını bırakıp kaçan Türk ailelerinin acıklı
müracaatları çoğalıyordu. Akıncı beyleri buna bir nihayet vermek üzere
aralarında toplanarak, Yakup Paşa'yı savaşa icbar etmek istiyorlardı. Bir gün
hep beraber Yakup Paşa'nın huzuruna çıktılar. Paşa, bu eski akıncı
arkadaşlarını çok iyi kabul etti. İçlerinden biri, galiba en yaşlısı olan
Turhanoğlu söz açtı:
— Paşa, dedi.
Hudutlarımıza saldırırlar ses çıkarmazsın, köylerimizi yakarlar aldırmazsın,
şehirlerimize girerler durursun, yoksa düşmandan korkar mısın?
Korkar mısın? kelimesi Yakub'un
üzerinde müthiş bir tesir yaptı. Oturduğu sedirden birdenbire ayağa kalkarak
sert ve tok bir sesle:
—Ben mi korkarım? Ben
mi Turhanoğlum? Ben senden yaşlıyım. Fakatberaber birçok akınlar yaptık. Bin atlı bile yokken beraberce ordulara
saldırdık. Ben Allahtan başka kimseden korkmam. Ama artık ne bir sancak, ne bir
akıncı beyiyiz. Devlet bize vezirlik vermiş, paşa yapmıştır, Devletin
menfaatleri mevsimi şitayı sükun içinde geçirmeyi emreder.Hele bahar olsun, beraberce gene atlarımıza
binecek, hudutlara dalacak, beraberce dövüşceğiz.
Cevabım verdi. Odada ses çıkmıyor,
bütün beyler Yakubu dinliyorlardı. Paşanın sesi yavaş yavaş iniyor ve tatlı bir
ahenk alıyordu:
—Bugün gibi hatırlarım.
Rahmetli babanla beraber Kazıklı Voyvoda'ya karşı gitmiştik. Sen de benim gibi
gençtin. Baban şehit düşmüştü. Ben senden yaşlı idim. Çabuk kaynaştık.
Yaralanmıştın, atını yedeğe aldım. Seneler, seneler geçti. At üstünden inmedik,
babanın şerefli adı sana miras kaldı.
Turhanoğlu, nadim olmuştu. Eski hatıralar
gözünün önünde canlanıyor, Yakubun yüz süvari ile kasabalara yaptığı hücumlar
aklına geliyordu.
—Affet paşa, dedi.
Bilemedim, serhatlerden gelen feryatlar beni şaşırttı, mademki öyle iktiza eder,
baharı bekleyelim.
Akıncı beyleri dağıldıktan sonra Yakup
Paşa, mutemetlerinden iyi Macarca bilen birini çağırdı. Bir mektup yazdırdı. Bu
mektupta, mütareke şartları tekrar hatırlatılıyor, eğer dost geçinmek isteniyorsa
akınlara bir nihayet verilmesi ihtar ediliyordu. Mektup şu satırlarla
bitiyordu: ‘’Size bu son müracaatımız olsa gerek. Zira atlarımız çoktan
eyerlenmiştir’’.
Fakat hiçbir şey kar etmiyordu.
Tehlike yavaş yavaş büyüyor, Kinis'in çeteleri Semendire kapılarına kadar
dayanıyordu. Bir gün şöyle bir haber geldi: Semendireye tayin edilen kadı,
yolda Macarlar tarafından yakalanmış, paraları alınmış, işkence yapılmış, bu da
kafi gelmiyormuş gibi, on yedi yaşındaki giizel kızı da alıp götürülmüştü. Bu
haber Yakup Paşa'nın üzerinde büyük bir tesir yaptı. Kendisinin tayin ettiği
bir adalet adamına reva görülen muameleye bir türlü tahammül edemiyordu.
Yakınlarına;
—Turhanoğlu'nun hakkı
var. Biz bu gidişle galiba pek kışı çıkaramayacağız.
Diyordu. Birkaç gün sonra, götürülen
kızın bir Macar prensine verildiği şayiası dolaştı. Artık iş işten geçmişti.
Turhanoğlunu çağırdı ve kimsenin kendilerini rahatsız etmemesi için de
muhafızlara emirler verdi. İki arkadaş ne yapmak lazım geldiği hakkında konuşmaya
başladılar. Dışarıda lapa lapa kar yağıyordu. Söze paşa başladı:
—Şimdiye kadar
sabrettik, bir şey demedik, fakat bu bana çok dokundu. Semendire kadısına
işkence yapmışlar, kızını alıp götürmüşler. Korkarım işi büsbütün azıtırlar.
Sen ne dersin Turhanoğlu?
Turhanoğlu, böyle bir
söz bekliyormuş gibi tereddütsüz cevap verdi:
—Bana sorarsan, çoktan
cezalarını vermeli idik. Fakat sen vezirsin, daha iyi mütala eylersin. Harp
çıkarmış, burasını pek bilmem. Ama emrettiğin gün ben ve arkadaşlarım atlarına
binmiş olacaktır.
Yakup Paşa düşünüyor, payıtahtın malumatı
olmadan Macaristan'a büyük bir akın yapmayı doğru bulmuyor, fakat bu hadiseyi
de bir türlü hazmedemiyordu.
—Bu akşam dedi,veziriazam paşaya haber saldım. Bir Türk
kadısına karşı canavarca yapılan bu muameleye tahammül edemeyeceğimi bildirdim.
Birkaç haftaya kalmaz cevap gelir. Eğer gene itidal tavsiye ederlerse artık biz
beylerbeyi değiliz demektir. O zaman bu elbiseleri çıkaracak ve bir akıncı beyi
gibi sizlere katılacağınım.
Elini vurdu, içeriye giren
mutemedine:
—Kağıdını, kamışını al,
Macarlıya söyleyeceğimiz birkaç söz daha kaldı.
Emrini verdi ve sonra
ağır ağır, tane tane yazdırmaya başladı:
—Gelen haberlere
bakılırsa er meydanında iş kalmamış, ailelere, silahsız ihtiyarlara ve coçuklara
taarruz eylersiniz. Semendire kadısını soyup, kızını bir kafire verirsiniz. Bir
hafta zarfında af diler, kızı babasına yollarsanız, merhametimize layık olursunuz.
Yoksa...
Odada çıt çıkmıyor, kamış kalemin
Parlak kağıt üzerindeki cızırtısı işitiliyordu. Bu sırada dışarıda hafif bir
gürültü oldu ve süratle büyüdü. Bir beylerbeyinin sarayının iç kapısında böyle
hürmetsizlik görülmüş şeylerden değildi. Paşa el çırptı. İçeriye giren
muhafızlardan birine gürültünün sebebini sordu. Anlattılar: Yirmi beş
yaşlarında bir genç gelmiş. Paşaya muhakkak görmek istiyormuş, yarın gel
demişlerse de dinletememişler, illa bu anda görmek istiyor, Kendisinin akıncı
beyi olduğunu söylüyormuş. Yakup Paşa gencin içeriye alınmasını emretti. Birkaç
dakika sonra odaya uzun boylu, geniş omuzlu, mütenasip vücutlu bir süvari
girdi. Paşaya doğru yürüdü. Elini hürmetle öptü, sonra birkaç adım geriye
çekildi. Gözleri alev alev yanıyordu. Paşa genci dikkatle süzdü.
— Ne istersin oğul?
Böyle vakitsiz geldiğine göre, mühim bir haberin olsa gerek.
Genç anlatmaya başladı:
—İshakoğullarındanız.
Adımıza Genç Murat derler: Emrinizde akıncıyız. Yüz kişinin daima başında
bulunuruz.
Turhanoğlu, bu genci derhal
tanımıştı, İstirrya akınlarında pek çok fedakarlığı görülmüştü. Ölüme daima
gönüllü giden, yüz kişi ile binlere saldıran bu akıncı, arkadaşları arasında
sevilir ve takdir edilirdi. Genç Murat sözlerine ara vermemişti:
—Rahatsız ettikse
affedin. Yalnız içim yanar, derdim büyük paşa, derdim büyük.
Hele söyle, her derde
deva bulunur.
— Semendire kadısı
babamın öz kardeşidir. Aradan haftalar geçer, ne arayan var, ne soran. Köyler
yakılır, yıkılır, hanlar, hanumanlar söner. Biz bunun için mi kılıç kuşandık?
Atlarımız ahırlardabesiye çekilmiş,
süvarilerimiz kasabalarda yaya olarak dolaşır. Düşman, kızlarımızı dağa
kaldırır, kafirlere avrat yapar.
Genç Muradın sesi perde
perde yükseliyordu:
—Paşa, hani sen bizim
babamızdın. İstirya akınlarında soframıza oturur, bize nasihatler verir,akıncı at üstünde ölmelidir, derdin. Şimdi
kızlarımızı, karımızı alıyorlar, çocuklarımızı kazıklara vuruyorlar,
ninelerimizi saçlarından asıyorlar, sesini çıkarmıyorsun, bari bırak biz
gidelim. Serhatler yangın yerine döndü. İnsanlardan meşaleler yapılıyor.
Yakup Paşa asabiyetinden yerinde
duramıyor, fakat Genç Muradın yüzüne bakmaktan utanıyor, başını zaman zaman
önüne eğiyordu.
—Biraz sabret oğlum,
bir iki lahzacık, namemiz yarıda kaldı.
Sonra tezkereyi yazan
katibe döndü:
—O mektubu yırt ve
söyleyeceklerimi yeniden yaz. Er meydanını boş zannederseniz hata eylersiniz.
Köylerimizi yakmanın, kızlarımızı kaldırmanın cezası elbet sonraya kalmaz.
Paşa burada biraz
durdu. Parmaklan asabiyetle kılıcının kabzası üzerinde dolaştı ve mektubun son
cümlesini söyledi;
—Hareminizin çakşırını
basınıza külah yapmaya geliyoruz.
Genç Muradın yüzü sevinçle doldu.
Paşanın ellerine sarıldı. Öte tarafta bu mert ihtiyarın hareketini hayranlıkla
seyreden Turhanoğlu ağlıyordu.Paşa;
Lamaların
boyutları atlardan küçüktür. İyi yük taşırlar ama atlar kadar kuvvetli
olmadıkları için insan taşıyamazlar. Genelde ortalama bir lama, 35-45
kilo arası yük taşıyabilir