Hamamlar, her türlü hak ve hürriyetten mahrum yaşayan eski
Türk kadınlarının eğlence yerlerinden biriydi Gelin hamamı,loğusalık hamamı… Hamamda kavgalar...
Çoğunu,fetihten sonra,Bizanslılardan kendimize mal etmiş olduğumuz
bir takım batıl ananelerin zebunu olarak hemen her türlü hak ve hürriyetten
mahrum yaşayan Osmanlı kadınının en büyük eğlencelerinden biri hamam alemi idi.
Kendi evinin
dört duvarı arasında bir nevi esir hayatı yaşayan, kocasının karısı ve evladının
anası olmaktan ziyade onlara hizmetkarlık eden o devrin kadını işten ve
eğlencesizlikten bunaldığı zaman soluğu çarşı hamamında alırdı.
Ve bu sade
halk kadınına mahsus değil, konaklarında ve yalılarında birkaç kurnalı, kubbeli
ve tepe camlı, külhanla ısınır hususi hamamları bulunan kibar hanımefendiler de
bu eğlentilere çok rağbet gösterirlerdi.
İstanbul’un
semt semt, kimi suyu, kimi temizliği ve ferahlığı, kimi "ana" ve
"natır"larının, ''usta" larının terbiyesi, neşesi, tecrübesi,
türlü türlü marifetleri ile ün almış birçok hamamları vardı. Ekserisi gündüzün
kadınlara hasr ve tahsis edilir, bazıları ise erkekler için ayrı, kadınlar için
de gene ayrı kısımları ihtiva eden "çifte hamam" şeklinde idi. Bu
çifte hamamların kadınlara mahsus kısmının kapısı mutlaka yan bir sokağa
açılır, müşteriler oraya çekinmeden, sıkılmadan girip çıkabilirlerdi.
Az çok
kibar, içtimai mevki sahibi bir aile çarşı hamamına gitmeye karar verdi mi, iki
üç gün evvelinden, teklifsiz birkaç ahbaba haber gönderilir, o gün için konağa
davet edilirdi.
Sabahleyin
erkenden kalfalar bohçaları hazırlarlardı. Her birinin içine birer ipekli fıta,
Bursa işi birer peştamal, birer silecek, birer tane baş, yüz ve ayak havlusu,
birer lif ve hamam kesesi, kenarları oyalı birer yemeni, saçlar, avuçlar ve
tırnaklar için kına, kaşlar için rastık, birer kalıp kuru Girit sabunu, tarak,
ayna ve bir de gümüş, yahut ki, fakfon tas konurdu. Sedefli, çuhalı nalınların
ise ayrı torbası vardı. Gene başka bir bohçaya temiz birer kat çamaşır da
yerleştirildikten sonra bunlar konağın ayvaz tabir edilen adama verilir, önden
hamama gönderilirdi.
Ayvazın
hangi kapıya mensup bulunduğunu bilen usta derhal emirler verir, birazdan teşrif
buyuracak hanımefendiler için üst kattaki camekanda bir soyunma yeri,hamamın içinde de bir halvet hazırlatırdı.
Yıkandıktan sonra belki canları isterse diye, hamam Vefa’ da, Şehzadebaşı’nda,Vezneciler veya civarında bulunuyor, mevsim
de kışa rastlıyorsa boza, Aksaray’da, D ivanyolun’da, Firuzağada, Ağahamam’da
ise turşu ısmarlar, hazır bulundururdu.
Hamama
alelade yıkanmak, aynı zamanda vakit geçirmek maksadıyla gidildiği gibi, hamam hayatınmuayyen safhaları ı ile de alakadar bulunurdu.
Bir kız kocaya varacağı zaman,düğünden
bir iki gün evvel gelin hamamına götürülürdü. Kezalik loğusalar için merasimle
"kırk hamamı" yapılırdı. Bu hamamlar bilhassa pek eğlenceli olurdu.
Gelin hamamı, düğünden iki gün evveline, yani salıya rasgetirilirdi. Bu alemdi
güvey tarafının hemen hemen bütün kadın akrabası ve hatırlı ahbapları davet
olunurdu. Kız hamama onların hepsinden önce gider, gelenleri birer birer
karşılar, izaz ve ikram ederdi.
Herkes tamam
olunca, içeriye, sıcağa girmeden evvel dış avluda, soğuklukta toplanılır, kızın
başına bir çarşaf tutulur, kendisine avlu tavaf ettirildikten sonra hep
birlikte girilirdi.
Burada
türküler, "alaalahey!" kahkahalar kubbeyi çınlatırken kız türlü türlü
takdir sözleri, "Maşallah! Tebarekallah!" lar arasında yıkanır,
müteakiben kurnanın içine elmalar, çil paralar, çöreotu, üzerlik atılır,
natıra, ana kadına münasip bahşişler verilir, meclisi şenlendirmek İçin
celbolunan çengilere paralar yapıştırılırdı.
Kırk hamamı
da aynı suretle bir eğlence vesilesiydi. Burada da çengü çığane ile kınalar
yakılır, rastıklar çekilir, türküler, maniler söylenir, şen kahkahalar
atılırdı.
Loğusa
yıkandıktan sonra, kendisini doğurtan ve davetliler arasında bulunan ebe hanım
onun belini geniş bir kuşakla sıkar, hamamdan çıkacağı sırada da elini kırk
defa içine batırarak, kırkladığı bir tas suyu loğusanın basından dökmeyi ihmal
etmezdi.
Ergen erkek
evlat sahibi bazı kadınlar çarşı hamamına kendilerine gelin seçmek için de
giderlerdi. Orada, kurna başında gözlerine kestirdikleri her hangi bir tazeyi
yanındakilerden sorar, soruştururlar, eğer sahipsiz ise Allahın emriyle
kendisine talip olurlardı.
Hamamda,
çırılçıplak görülüp de beğenilen kızın, artık evlendikten sonra meydana çıkacak
her hangi bir kusuru olamazdı.
— Boy, bos, endam, billur gibi vücut, asmakabağı gibi
kollar, sürahi gibi bilekler. Bir ten, bir ten ki, hanım, sorma! Teleme
peyniri, lokum şekeri sanırsın. Ya o renk? Hokka gülü gibi, kırk bir kere
maşallah...
Diye
methüsena ettiği bir kızı kaynana beğendikten sonra, mahdum ne haddine itiraz
etsin? Gözü kapalı alırdı.
Mahaller
karıları için hamam daha geniş ölçüde bir çümbüş yeri idi. Onlara oraya sanki
Hıdırellezde Kağıthaneye gider gibi giderler, dolmalar, söğüşler, helvalar
götürür, göbektaşının üstüne bağdaş kurup, tepe camlarından kapların içine
damlayan kirli buhar suyundan tiksinmeyerek boyuna atıştırırlardı.
Bir yandan
da şunun bunun hakkında yaptıkları dedikodu yüzünden bazen aralarında kavga
çıktığı ve birbirlerinin kafasına takunya, nalın, tas fıkrattıkları olurdu. O
zaman güçlü kuvvetli hamam abaları müdahale eder, onları bellerinden
kavradıkları gibi dışarıya, soğukluğa atarlardı.
Yazan : Ercüment
Ekrem Talu
İstatistikler
Kayıtlı Kullanıcı : 357
Kayıtlı Sorular : Çoktan Seçmeli : 3509 Doğru Yanlış : 228 Boşluk Doldurma : 13
Bekleyen Sorular : Çoktan Seçmeli : 0 Doğru Yanlış : 0 Boşluk Doldurma : 0