Yarışmacılar
  
  
Üye Ol
Şifremi Unuttum


Günün Lafı
Bir insanı doğru yapmak isterseniz ona güveniniz, düzenbaz yapmak isterseniz ona güvenmeyiniz.

G. Bernard Shaw


Yarışma Seçenekleri
Çoktan Seçmeli
Doğru Yanlış
Boşluk Doldurma
Kategori Seçmeli
Zamana Karşı
Sayı Tahmini
Flash Oyunlar


Son Üyeler
Ruh.morqu
sevval
rainbow92
goril.ben
mumiya
BELENAY
ezom3
tekeli
pabloangel
asaletimyeter


Eski Palavracı

Eski Palavracı

—‘’Baktım ki barsaklarım dökülecek, sol elimle yaramı tuttum,  sağ elimle de bıçağımı! Vuranın arkasından habre! Habre  ha… Kan paçalarımdan akıyordu…Yanımda tabancam olsa arkasından mıhlardım ama.’’

          Ahmet Rasim büyük üstattı. Yalnız yazı değil, görüş ve duyuş üstadı idi… Bu yazıda canlandırdığı eski palavracı kabadayıları, o günü bilen okuyucularımız pek iyi bilirler. Gençlerimiz, İstanbul’un yakın tarihine ait bu yazıdan yaşlılarımız kadar zevk almazlar, fakat ibret alırlar ya…

          Bizim bizzat görüp anladığımıza  ve sorup araştırarak kendimizce hasıl ettiğimiz kanaate nazaran bir ‘’babayiğit’’ kimse ile bir ‘’kabadayı’’ arasında ahlak, cesaret, ruhen, zahiren, edep ve haysiyet nükatı nazarından dağlar kadar fark var. Babayiğit adam, cart curta meyletmez, selim gezer, oturur, herkese davranır, mamafih ürkmez, korkmaz, doğru söyler, fiyaka yanı açık, gizli kurnazlık bilmez, kumar yerlerinde paya girmez, umumhane dalaverelerinden hazzetmez, meyhaneleri haraca kesmez. Ağır, vakur görünür, silah taşımaz, taşısa bile ikide birde çekmez, fakat son kertede çekince vurur, silahı elinde, ayırıcılar arasından sıyrılıp sokağa dönmez, iş güç, aile sahibi herkesin itimadını haiz bir şahsiyettir.

...Hasbıhal ediyoruz ya; size garip bir vaka nakledeyim:

Devri Hamidide en kuvvetli takım Fehim Paşa çetesi idi.

          Bir gece çetenin kabadayılarından birinin canı dayak istemiş... (Evet, ben bilirim, bu yolda gezenlerden bir haylisinde, siyahi karıların baba tutması gibi, bir tutarak vardır. Miadında dayakcağızını yemezse rahat edemez). Gelmiş, birine çatmış. Adamcağız hasbinallah okuyarak gazinodan kalkmış bir başkasına girmiş, oturmuş. Oraya da gelmiş çatmış. Bu defa da lahavle ile karışık, kalkmış, üçüncü bir gazinoya girerken yakasına bir elin sarılmakta olduğunu duymuş, dönmüş bakmış ki gene o! Artık sabrı tükenmiş, kendi yakasını kurtarmış,    musallatın yakasından tutmuş yan sokaklardan birine sürüklemiş, bir iyice ıslatmış. Yerlere sermiş. Öylece bırakmış, dönüp giderken dayak yiyen ne dese beğenirsiniz?

— Aman... Efendi, çoluğun, çocuğun başı, yiğitliğin hakkı için beni dövdüğünü kimseye söyleme?

Oldu mu ya... O ne turşu bu ne perhiz!

Benim erbabından ettiğim tahkikat neticesinde de tezahür ediyor ki:

          Babayiğitliğin pek aşağısında olan kabadayılık; palavracı, fiyakacı, kıyak, hacamatçı, raconcu gibi birtakım aksama münkasemdir.

          Bunların aralarına sıkışan ev, dükkan bozanlarla alelıtlak ‘’sulu’’ denilen zümrenin mevkileri daha zelilanedir. Emin olun ki bu aksam ile zümrenin hemen kaffesi aşağı yukarı dayaktan göz açamazlar. Ya bir eli ağırından yerler, yahut birbirlerini döverler, diğer taraftan polisin ''deh... çüşünden'' kurtulamazlar. Hatta birtakımı zabıta kurşuniyle ölüme mahkumen gezip dururlar. Mamafih palavracılar en komikleridir. Eski orta oyunlarında "Bir atılışta, bir arslan, bir vuruşta dokuz can ‘’narasiyle’’ somun pehlivan’lığına çıkan, her koltuğu iki değil, dört beş karpuz sığacak kadar açık, göğüs ileri, adımlar cambaz beygiri gibi talimli, başta mevsimine göre fesin üstünde kefye, kuşak, kukulete, lâz başlığı bağlı, sırtta gene mevsimine göre eski ‘’saku’ bozması, çifte kapaklı ceketten yelek, ayakta düz, deve derisi potin yahut çizme, müteveffa aktris Peruz'un kantolarından birinin mevzu olan:

— Var mı bana yan bakan! Tavrıyla geçer, oturur, konuşur, görüşürler. Bunların en birinci zekası ‘’fırsat kollamak’’, ‘’göze kestirmek’’tedir. Az cesur, ziyade korkak, polise müdani, dişli kimselere karşı alçaktan görüşen, onlara beybaba, ağabey diyen başka semtin palavracılarıyla dost, delikanlılarıyla hoşbeşçi, meyhanede, gazinoda sadrımecliste serefraz, daima sandık (tulumbacı sandığı - tulumba) açmak, sandık tutmak, meyhane, umumhane kapatmak, dost tutmak, şunun bunun elinden alüfte almak, baskın verince kama, tabanca fori:

— Açılın, yoksa kıyarım!

Diye kolları sallıya sallıya baskına gelmiş olan cemaatin ortasından yol açıp geçmek, yirmi sene evvel bi hacamatçının kaba etinde çizdiği sathi bir yarayı, o senedenberi her fırsat düştüğünde anlatmaya başlayarak:

  Beni Kalenderli Rafet, gece Okçularbaşında kasığımdan vurduğu zaman, baktım ki,  barsaklarım dökülecek, sol elimle yarayı sıkı sıkı tuttum, sağ elimle de bıçağımı... Alakasından habire! habire ha… Laleli. Aksaray, Şehremini, ta Topkapı, kale kapısı, kovaladım. Herif, ayağına sıkı, ben de halden düştüm, kan paçalarımdan akıyordu. Yanımda tabancam olsaydı arkasından mıhlardım ama... Bir iş için kundakçı  (silah tamircisi) Sabriye vermiştim...

Gibi her anlatışta yekdiğerini tutmaz palavralar savurmak, bir meyhane veya gazinodan söz açılsa, gözler yukarı kalkık:

— Benim orada Sardalya Şükrü ile bir kavgam vardır ki...

Demek, her hangi bir umumhaneden bahsedilecek olursa:

— Ta on beş sene evvel benim orada Benli Eftalya diye bir dostum vardı.

Tarzında hatıralarını tazelermiş gibi görünmek, ölmüş bir kabadayının hatırasını anma sırasında diğer ölmüşleri de şahit tutmak şartıyla:

— Bir kere Fener gazinosunda bir ağız dalaveremiz vardır... Rahmetli Şişman Lütfi,   Sandalcı Rasim, Tiriz Hasan da beraberdi! Diye hiç görmemiş olduğu kimselerle aşina çıkmak... Mesela eşkiyadan Ethera ile on beş gün Gebze taraflarında gezmek, oltacılığı bilmediği halde alamana reisliğini istihfaf etmek, 110 okkalık pehlivan ahçı Mehmedi Yenibahçede iki dakikada yenmek, bir sürgün avında Kelebek Zihni ile beraber bel kalınlığında bir meşenin arkasından birdenbire çıkan yavrulu bir ayıyı öldürmek gençliğinde çifte atlı bir kupa arabayı yokuş aşağı arkasından tutup durdurmak, Yunan muharebesinde on üç yaşında gönüllü yazılmak gibi, yarısı veya hepsi bir yığın atıp tutmakla vakit geçirirler. Bununla beraber "palavracı" kurnaz bir tehditkardır. Bilhassa kendi muhitinde, kendi dairei tahmini dahilinde müstebit yaşamak kaydındadır. Yani hükümet içinde ufacık bir hükümet etmek ister. Alüfte meselelerinde elini herkesin eli üstünde bulundurmak azmindedir. Palavralı sözleriyle henüz iyi ve kötüyü fark etmeyen bir sınıf gençliğe kendi mesleğini telkin eder. Kumarhanelerden mano alır, umumhanelerde beleş gecelik kalır, yani para vermez. Yer, içer, yatar, taarruz edenlere karşı koymak, evi mümkün mertebe muhafaza etmek gibi bayağı, aşağı iyiliklerde (!) bulunur…

Devri istibdatta, hatta Meşrutiyette palavracı kabadayıların türlüsü vardı. Dövülmesi, vurulması, katli matlübolan kimselere bunlardan münasibolanları musallat edilirdi.

Bir oduncu İsmail vardı. Biçareyi bir gece tenha bir sokakta sıkıştırmışlar, güzelce ıslatmışlar, bir halde ki kafa yarık, göz çürük, dudaklar patlak, hali harap. Bilahare dövenlerden birine sordum:

— Neye dövdünüz? Dediydi ki:

  Vallahi haberim yok. Paşa dövün, dedi. Dövdük!

Görülüyor ya. Eski zamanlarda yeniçeri ağasının veya İstanbul kadısının yanında giden falakacılar gibi kimselerdi.

Yazan : Ahmet Rasim



İstatistikler

Kayıtlı Kullanıcı : 1204

Kayıtlı Sorular :
Çoktan Seçmeli : 3515
Doğru Yanlış : 1470
Boşluk Doldurma : 79

Bekleyen Sorular :
Çoktan Seçmeli : 0
Doğru Yanlış : 0
Boşluk Doldurma : 0



Makaleler
Türk Subayının Namus Borcu
Messalina
Tarzan
Örümcek Adam
Osmanlılarda Odalıklar
Erkeklerin Düğmeleri
Ölüm Adası Ivo Jima
Stalingrat
Hicaz Demiryolu
Baskın

Tüm Makaleler



Anket
Hangi Soysal Network Sitelerini Kullanıyorsunuz?
Facebook
Twitter
Netlog
googleBuzz
MySpace
Hi5
Diğer


Bunu Biliyor Musun?
En uzun süre uçan tavuk 13 saniye havada kalmıştır.



Bilgisayar ve İnternet