Yarışmacılar
  
  
Üye Ol
Şifremi Unuttum


Günün Lafı
Ne kadar yaşadığımız değil, nasıl yaşadığımız önemlidir.

Bailey


Yarışma Seçenekleri
Çoktan Seçmeli
Doğru Yanlış
Boşluk Doldurma
Kategori Seçmeli
Zamana Karşı
Sayı Tahmini
Flash Oyunlar


Son Üyeler
gonai
furkan
emın__
barbarianman
Guunse
kaotic
argumanci
mschumi
sinem.yasar
crazy_ozgur


Osmanlılarda Odalıklar

Osmanlılar Devrinde Odalıklar

          Eski vezirler arasında, odalıklara sahip olmak bir moda idi. Padişahlara da hediye ve rüşvet gibi verilirlerdi.

          Eski devrin hususiyetlerini iyice bilmeyenler, "gözde" ile "odalık" tabirini birbirine karıştırırlar. Halbuki bunlar, ayrı ayrı şeylerdir. Saraylarda, padişahların, birkaç defaya münhasır kalmak üzere, mahremane iltifatlarına nail olan cariyelere "gözde" denilirdi. Saray haricinde, devlet erkanı ile servet eshabının nefsani zevklerini tatmin eden halayıklara da "odalık" adı verilirdi.

          Bu halayıklar, ya esir pazarından veyahut kendi evlerinde bu işin ticaretini yapan esir tüccarlarından tedarik edilirdi. Bunlar da iki nevidi. Birine "beyaz halayık", diğerine "Arap halayık" denilirdi.

          O devirlerde, memleketin hiçbir yerinde resmi umumhane mevcut değildi. Fuhuş telakki edilen zamparalık alemi de pek gizli idi. Bunun için haysiyet ve şerefini gözetenler baskın korkusundan son derecede çekinirler; bu gizli fuhuş alemlerine girmeye cesaret edemezlerdi. Aynı zamanda diğer bir zümre daha vardı ki, bunlar da karıları çirkin yahut geçkin veyahut hasta mizaçlı olan zevcelerle, çeşni değiştirmeyi sevenlerdi. Bütün bu zümrelere mensup zengin erkekler istedikleri gibi kadın bulmakta güçlük çekerler, onun için keselerinin müsaadesi nispetinde, kendilerine diledikleri kadar "odalık" tedarik ederlerdi.

          Odalıklar, vaziyetleri itibariyle bugünkü "metres"lere benzemez, daha üstündürler. Fakat, bugünkü metreslerin hadsiz ve hudutsuz söz, hak ve salahiyetlerine de malik değildiler. Bunlar, umumiyetle beyaz halayıkların on beş ile yirmi yaşları arasındaki dilber esirelerden seçilirdi. Kendilerine odalık tedarik etmek isteyenler, eğer ehemmiyetli şahsiyetlerden iseler, kıyafetlerini tebdil ederek gizlice esircilerin evlerine giderler; orada birer birer yarı çıplak bir halde karşılarına çıkarılan renk renk ve çeşit çeşit dilberleri büyük bir dikkatle gözden geçirirler, zevklerine uygun bulduklarını satın alarak konaklarına gönderirlerdi.

          Her halayık, odalıklığı kabul etmezdi. Seçilen bir kız ile bu ciheti de evvelce görüşmek adetti. Fakat ekseriya esirciler kızların kulağım büküp, bu hususta red cevabı verdirirler, sonra da güya araya girip onları ikna ederek ona göre yüksek fiyat isterlerdi.

          Bazı servet sahipleri küçük yaşta halayıklar satın alırlar, bunları yaşlı kalfalara iyice terbiye ettirdikten ve kendilerini de münasip çağa gelinceye kadar mükemmel surette besleyip yetiştirdikten sonra, kendilerine odalık yaparlardı. Lakin bu hususta, evin hanımının da muvafakatini almak şarttı. Aksi takdirde, başta hanımı olmak üzere haremde mevcut olan bütün kadınlar ve kızlar derhal alttan alta odalığa karşı cephe alırlar, ya onu esir pazarına göndererek sattırırlar, yahut evden kaçırıncaya kadar hiç durmaz onunla uğraşırlardı.

          Bazı hanımlar da vardı ki, zevcelerinin odalık tutmasına muvafakat gösterdikleri halde bir müddet sonra odalıkları kıskanırlar, onların saçlarım başlarım yolarlar, yüzlerini kızgın maşalarla yakarlar; kuyulara sarkıtırlar, hatta taşlıklarda ki direklere bağlatarak o zavallıları ölünceye kadar kırbaçlatırlardı.

          Lakin Kazak karakterli olan bazı erkekler, harem dairelerinde tam birer diktatör gibi hareket ederler, sakallarını zevcelerinin ellerine vermezler; hiç kimsenin müdahalesine kulak asmadan istedikleri kadar odalık tutmakta beis görmezler, hatta geceleri muhtelif odalıklar değiştirirlerdi. Netekim, şimdiki Vefa Lisesinin olduğu yerde konağı bulunan Kör Yusuf Paşa bu kabildendi. Bu zevk ehli vezir o geceyi geçireceği odalıklarını, her akşam konağın bahçesindeki büyük havuzda yıkanan nefis vücutlu dilberler arasından seçerdi.

          Odalıklar, diğer halayıklara nazaran bazı hususi imtiyazlara malikti. Bunlar, hanım ile halayık arasında birer mevkiye sahipti, eğer efendileri Kazak nev'inden ise, kendilerine ayrı birer oda verilir, giyinip kuşanmalarına da dikkat edilirdi.

          Eski vezirler arasında, servetleri nispetinde odalıklara malik olmak adet hükmüne geçmişti. Üçüncü Murat, Birinci Sultan Ahmet, Sultan İbrahim, Dördüncü Mehmet, Üçüncü Ahmet, Üçüncü Selim gibi padişahların kadın düşkünlükleri, onların devirlerindeki devlet erkanına ve hatta halk tabakalarına bile sirayet etmişti. Bilhassa İkinci Sultan Mahmud’un ilk saltanat yıllarında kadın iptilası o derece artmıştı ki, yüksek tabakaya mensup olan kimselere, her hangi bir iş için, hediye veyahut rüşvet makamında dilber odalıklar takdim edilir olmuştu. Esircilerin hepsi, mühim derecede servet sahibiydiler. Yüksek fiyatlarla yapılan cariye ve halayık siparişlerini yetiştirebilmek için, bir hayli sıkıntı çekerlerdi. O devrin en çok kadın düşkünlerinden biri, Kaptan Derya Ramiz Paşa idi. Bir gün paşaya, Hatayı tabir edilen ve bekaretini daima muhafaza eden, müstesna yaradılışta bir cins kızlardan bahsetmişlerdi. O, bunu duyar duymaz bütün esircilere adamlar göndermiş, avuçlar dolusu altınlar dökerek böyle bir odalık bulabilmek için İstanbul’un altını üstüne getirmişti.

          Alemdar Mustafa Paşa da İstanbul’a geldikten ve sadaret mevkine geçtikten sonra, onda da bir odalık iptilası baş göstermişti. Nitekim onun bu zafını keşfeden düşmanları kendisine Kamertab isminde bir odalık hediye etmişler, bu dessas kıza hususi talimat vererek, onun tesiriyle bu kahraman veziri silahsız gezmeye alıştırmışlardı.

          Odalıklar, mutlaka beyaz halayıklara münhasır kalmazdı. Zevk sahiplerinden, Arap halayıklara ve Habeşli yosmalara karşı da büyük rağbet gösterenler olurdu. Hatta bu esmer dilberler, arada sırada saraylara bile sokulurlardı. Nitekim Birinci Ahmet devrine kadar saraylara Arap cariye girmesi adet olmadığı halde bu padişah, kendisine takdim edilen son derecede girin ve harikulade cazibeli bir Habeş dilberini saraya almıştı. Genç padişah bu koyu renkli gözdesini o derece sevmişti ki, neticede bütün harem dairesi erkanı onun aleyhinde bir cephe teşkil etmiş, nihayet zavallı Habeş dilberi, bir gece yatağında boğularak kıskançlığa kurban olmuştu.

          Odalıkların gebe kalmalarına katiyen müsaade edilmezdi. Gebe kalanlara ilaçlar verilir, karnındaki çocuk düşürülürdü. Lakin bazı insaflı efendiler böyle bir cinayet irtikabından çekinirler, gebe kalan odalığı derhal nikah ederek doğurduktan sonra da hanımlık makamına geçirirlerdi.

          İkinci Sultan Hamid’in ilk şeyhülislamlarından birinin zevcesi, koyu renkli bir siyahi idi. Bu zat, müderrislik zamanında bu Arap halayığı alarak kendisine odalık yapmış, gebe kalmasını müteakip nikah ederek bu renkli dildadesini hanımefendilik makamına çıkarmıştı.

          Yemen, Hicaz, Trablusgarp, Bingazi'de valilik, kumandanlık, mektupçuluk, defterdarlık gibi yüksek memuriyetlerde bulunanların ekserisi yerli dilberlerden halayıklar satın alarak bunlardan seçtiklerini odalık ederlerdi. Hatta bunların şirin ve cazip çehreli, düzgün vücutlu olanlarını, İstanbul’daki nüfuzlu şahsiyetlere odalık olmak üzere hediye gönderirlerdi. Meşrutiyetin ilanı sıralarında Hicaz valisi olan Müşir Ratip Paşa azlolunduktan sonra, bıı renkli dilberlerden kalabalık bir zümre ile İstanbul’a avdet etmişti. Bazı rivayetlere nazaran bunlardan ekserisi, paşanın odalıklık şerefini kazanmıştı.

          Sultan Hamid’in vükelası arasında çok yüksek zevk sahipleri mevcuttu. Bunlardan Serasker Ali Riza Paşa, Tophane Müşiri Zeki Paşa, Bahriye Nazırı Bozcaadalı Hasan Paşa ve Dahiliye Nazırı Memduh Paşanın cidden hasna ve müstesna cariyeler koleksiyonu, diğer vükela harem dairelerinde bulunmayan emsalsiz hüsünlerden mürekkepti. Hele İstanbul Merkez Kumandanı Sadettin Paşanın tamamıyla kızlardan teşekkül etmiş olan yirmi kişilik saz takımı, son devrin kalbur üstüne gelen şahsiyetlerinden her kula nasip olmayan bir şeydi.

Yazan : Ziya Şakir



İstatistikler

Kayıtlı Kullanıcı : 353

Kayıtlı Sorular :
Çoktan Seçmeli : 3509
Doğru Yanlış : 227
Boşluk Doldurma : 13

Bekleyen Sorular :
Çoktan Seçmeli : 0
Doğru Yanlış : 0
Boşluk Doldurma : 0



Makaleler
Ölüm Adası Ivo Jima
Hicaz Demiryolu
Stalingrat
Evliya Çelebi
Messalina
Eski Palavracı
Türk Subayının Namus Borcu
Bir Çapkınlık Hikayesi
Ortaoyun
Karagöz

Tüm Makaleler



Anket
Deneme Durumları
A
B
C
D


Bunu Biliyor Musun?
Hapşırdığımızda kalbimiz dahil olmak üzere, tüm vücut fonksiyonlarımız bir anlığına durur. Hapşıran kişiye "çok yaşa" deme geleneği bu yüzden ortaya çıkmıştır.



Bilgisayar ve İnternet