Bu muhteşem gezintilere bir numune
olmak üzere Üçüncü Selimin tenezzühüne dair aşağıya bir yazı alıyoruz. Üçüncü
Sultan Selim zamanında İstanbul’a gelen mimar ve ressam Melling, padişahın
teveccühünü kazanmış ve burada bir hayli imar işleri görmüştü. Bunlar arasında
bilhassa bir saray ve Hatice Sultana yaptığı yalı meşhurdu. Sarayın
hususiyetlerine giren ve çok ihsan alan bu Avrupalı mimarın bastırdığı büyük
kıtadaki "Resimli İstanbul Seyahatnamesi’ nden alınan Melling'in bu
yazısı, Üçüncü Selim gibi nispeten mütevazı bir padişahın bile ne debdebeli bir
hayat sürdüğünü anlatmak bakımından dikkate şayandır.
"... Padişah bir tenezzüh icra
etmek muradeyledi mi onu bir gün evvel haber verir. Bu haber şayi olunca
İstanbul sevinç içinde kalır. Fakat müthiş bir istibdadın hüküm sürdüğü bu
yerlerdeki sevinç bizim (Avrupalıların) sevinçlerimize benzemez.
Padişahın sandalına altı büyük sandal
yol açar. Bunlara yüz elli iç oğlanı biner. Bunların sağ ve solunda gidip gelen
diğer iki sandala da Haseki ağalar binerler. Hasekiler ayakta dururlar. Top
gürler gibi çıkan seslerinden padişahın yaklaştığı anlaşılır. Ellerinde
tuttukları değneklerle halkın kayıklarına emirler verirler.
İç oğlanlarının sandallarından sonra
"sarık sandalı’’ denilen bir sandal gelir ki,buna padişahın kavuğumu nakle memur olan adam
biner. Halk bu ziynete doğrudan doğruya bakamaz. Güya padişahın yüzüne bakılıyormuş
gibi herkese bir ürperti gelir, titrer. Kavuğu tutan, güya maiyetinden hoşnut
kalmış bir ve nimetin iltifatı gibi ona bir hareket verir. Bu kavuk sultanların
ve padişahın kız kardeşlerinin elmaslarla işlediği dört köşe bir şal ile
kuşatılır. Kavuk sandalının arkasından da altı kayık yürür. Bu kayıkların her
birinde bir ağa (mabeyinci) bulunur. Bu ağalar arkalarını padişahın kayığına
dönmüş olmamak için yüzlerini kayıklarının kıç tarafına müteveccih
bulundururlar.
Padişaha mahsus olan kayıklar iki
tanedir, ikisinde de üç fenerli, etrafı som gümüşten yapılmış parmaklık ile
çevrilmiş ve aynı madenden dört sütun üzerine bir köşk oturtulmuştur. Bu
köşklerin örtüleri gayetle mükellef sırma işlemeli, halis incilerle süslü kırmızı
çuhadan yapılmıştır.
Padişah bu kayıklardan birinde
oturmuş, daha doğrusu yatmış gibi görünür. Köşkün dışında ve arka tarafında
"bostancıbaşı" dümen tutar. Köşkün içerisi som gümüşten küçük bir
parmaklık ile bölünmüştür ki, burasını huzurda bulunan üç mühim zat işgal
ederler.
Hünkar kayığında bostancıların teşkil
ettikleri iki sıradan her birinin ortasında iki baş çuhadar bulunur. Bunlardan
biri bir iskemle tutar ki, zatı şahane karaya çıkınca ata binmek için buna
basar. Ta baş tarafta bir ağa daha bulunur.
İkinci hünkar kayığı da birincisi
gibi fevkalade müzeyyendir. Bu kayıkta padişahın kılıcını nakle memur olan
silâhtar ağa bulunur. Fakat kimse kayıkta zatı şahaneye mahsus olan mevkie oturamaz.
Padişah, avdetinde bu arkadan gelen kayığa biner.
Arkadan gelen diğer kayıklara harem
ağaları binerler. Bunların başlarında kızlar ağası bulunur. Kayıkta gurur ve
rehavet ile yaslanır. Hürmet ve tazimin korkudan ileri geldiği bir memlekette
harem ağaları reisi, saray halkını korkutmakla beraber bütün imparatorluğu da
titretir.
Kız kulesinden atılan toplar,
padişahın geçtiğine delalet eder. Bu sırada kulenin zemininde bostancılar
dizilerek ve iki kat eğilerek arzı tazimat ederler.
Teşrifi şahane nereye vaki olursa
orada istikbal için derhal çadırlar kurulur. Gidilince padişah yemek yer ve
namazını kılar. Sonra oyun işareti verilir. Evvela ip ve menzil cambazları
oynar. Menzil ipleri bir dağdan bir dağa veyahut bir ovadan bir dağın tepesine
gerilidir. Bu manzara halkı hem korkutur, hem de eğlendirir. Cambazlar bu
iplere cüret ve çalaki ile çıkarak oynarlar.
Cambazlardan sonra sıra pehlivan güreşlerine
gelir. Pehlivanlar yalnız kispet giyerler, vücutları çıplaktır. Zeytinyağı
sürünürler. Üç defa huzurı hümayunda yere kadar eğilirler ve galip gelenler
birkaç altın ihsan alırlar. Pehlivanların birbirlerini yenmelerine nadiren
müsaade olunur. Pehlivanlardan sonra ayı dövüştürülür. Bu dövüşler İspanya’daki
boğa dövüşlerine benzemez. Meydana çıkan ayının ağzı bağlıdır. Bunun karşısına
çıkan hasmı bin türlü eziyet, bin türlü hakaretle hayvanın gazabına derece
derece arttırır. Arada gene ağızları bağlı köpekler de salıverilir., köpekler
saldırırlar, fakat ısıramazlar. Oyunlar akşama kadar sürer…’’
İstatistikler
Kayıtlı Kullanıcı : 347
Kayıtlı Sorular : Çoktan Seçmeli : 3509 Doğru Yanlış : 172 Boşluk Doldurma : 13
Bekleyen Sorular : Çoktan Seçmeli : 0 Doğru Yanlış : 55 Boşluk Doldurma : 0