Ruslar gene kıştan istifade etmişlerdi,Alman ordusu yalnız Ruslarla değil, kışla da
muharebe ediyordu.
1942 yılı yazında harp talihi
Sovyetlere hiç gülmemişti. Daima ilerleyen Alman orduları Kırım ve Sivastopol’u
gerilerde bırakmış, kuzey kolu ile Voroneç kapılarına dayanmış, güneyde de
Maykop petrol kuyularına kadar uzanmıştı. Bütün bunlar Moskova’yı Urallardan ve
Kafkaslardan tecrit edecek harekatın ilk safhasıydı. Tarihte bu kadar büyük
kuvvetlerle, bu kadar zengin bir hedef uğruna yapılan seferler gayet nadir
görülür. Volga nehri Hazar denizine ulaşmadan batıya doğru büyük bir dirsek
çizer. Bu dirseğin en uç noktasında Stalingrat şehri kurulmuştur. 1942 yılı
güzü, Stalingradı muharebe hazırlıklarıyla meşgul bulmuştur. Almanlar aşağı
yukarı şehrin varoşlarına gelmiştir. Alevler şimdiden göğe yükselmektedir.
Müdafaa planlarını hazırlamak Üzere
toplanmış olan Sovyet komutanlar meclisinde ümitsiz bir hava esmektedir.
Almanlar her bakımdan daha üstün ve kalabalıktırlar. Bir ara 62nci ordu
komutanı General Çuikof haritaya eğildi, savunma mevzini çizdi ve: "Bu hat
üzerinde çarpışacağız arkadaşlar" dedi. Bu genç generalin cesareti ve
iradesi bir an içinde ortadaki ümitsizlik havasını yok etmişti.
Şafakla beraber Almanlar hücuma
geçti! Şehri daha ziyade cenahlardan zorluyorlar ve kendi kuvvetlerinin teşkil ettiği
at nalının iki ucunu Volgaya bitiştirmek istiyorlardı. Bu savaş daha ziyade
bombaların ve süngülerin savaşıydı. Uzun menzilli silahlar şehir muharebesinde
hiçbir işe yaramıyordu. Hele tanklar dar sokaklarda hareket kabiliyetlerini
kaybedip sabit silahlar haline geliyorlardı. Üç beş kişiden müteşekkil ve el
bombaları, alev makineleriyle mücehhez Rus postalan bu tankları teker teker
imha ediyorlardı.
Stalingrat ev ve hatta oda oda
müdafaa ediliyordu. Müdafilerin parolası şuydu: "Unutmayın ki nehrin öte
tarafında bizlere yer yoktur". Cereyan etmekte olan muharebeye ait
sonradan verilen rakamlar korkunçtur. Günün on altı saatinde her iki tarafta
13.000 makineli tüfek faaliyette idi. Alman hava kuvvetleri (Luftvaffe) bir
günde şehir üzerinde iki bin uçuş yapıyor, tonlarca bomba sarf ediyordu. Hava
bombardımanları bazen o kadar şiddetleniyordu ki bodrumlardaki ve siperlerdeki
askerler fırtınaya tutulmuş bir geminin yolcuları gibi sallanıyorlardı.
Mücadele uzadıkça uzuyor, fakat Sovyet mukavemeti kırılmıyordu.
Rus mukabil taarruzu Kasım ayı
içerisinde bir çevirme teşebbüsüyle başladı. 19 Kasım’da ise çemberin bir kısmı
tamamlanmıştı. Savaş esnasında alınan Alman esirleri kendilerini kurtarmaya
gelecek muazzam kuvvetlerden emniyetle bahsediyorlardı. Muzaffer Alman orduları
ilk defa olarak böyle ciddi bir duruma düşüyorlardı. Maneviyatları elbette ki
henüz yerinde idi. Filhakika Stalingrat’taki durumdan kuşkulanan Alman
generalleri Hitler'den Altıncı Ordunun arkasını tutacak kuvvet istemişlerdi,
fakat Hitler onların istediklerinin tam dörtte birini vermişti. Ayrıca Alman
komutanları yaklaşmakta olan Stalingrat kışını şimdiden bir kabus gibi
hissediyorlardı. Stalingrat'ta kış nispeten kısadır, üç ay sürer, fakat bu üç
ay zarfında, kuzeyden kopan soğuk, Uralları yalıyaraktan gelir ve Volga nehri
vadisine çöker. Bazen bu havayı İran’dan yukarı çıkan sıcaklık yumuşatmaya
çalışır. Bu yüzden Stalingrat'ta kışın hava insan boyu kardan, sağnak şeklinde
yağmura kadar değişir.
Almanları kışın başlanğıcıyla beraber
korkutan iki şey daha vardı: Gece harbi ve süngü muharebesi.
Aralık ayı zarfında General Manştayn
tarafından gönderilen bir Alman tank tümeni muhasara halkasını güney batı
tarafından kırmayı denedi. Fakat General Malinovski kuvvetleri tarafından
derhal geri atıldı. Almanlar bu suretle içine düştükleri vaziyetin vahametini
ilk defa anlıyorlardı. Artık ellerinde tek bir çare kalmıştı: Muhasarada olan
Altıncı Alman ordusuna havadan yiyecek ve malzeme göndermek ve bu suretle
çemberi kırma işini kendilerine gördürmek. Fakat bu olamadı.
Bu arada muhasara çemberi daraldıkça
daralıyordu. Artık her iki taraf da son kozunu oynuyordu. Alman ordusunda rütbe
ve mevkiye aldıran kalmamıştı. Bazen bir general makineli tüfeğin başında ateş
ediyor, bazen acemi bir er yedi sekiz kişiden ibaret kalmış bir bölüğü
muharebeye sevk ediyordu. Açlık ve soğuk bütün şiddetiyle devam ediyordu. Son
dakikada mareşalliğe terfi ettirilen Von Pavlus teslim olmaktan başka bir çare
göremedi. Bu Alman ordularının Rusya’da hezimet başlangıcıydı.
Yazan : Nuri Hüseyin
Tuğrul
İstatistikler
Kayıtlı Kullanıcı : 356
Kayıtlı Sorular : Çoktan Seçmeli : 3509 Doğru Yanlış : 228 Boşluk Doldurma : 13
Bekleyen Sorular : Çoktan Seçmeli : 0 Doğru Yanlış : 0 Boşluk Doldurma : 0